1. Eylül 2010

0 Yorum

Kâbe, Kuşlar ve Tavaf

Kabe’nin Altınoluk istikametinde üst kattayız. Bizimkilere öğle yemeği olarak Bin Davut namlı marketten elma, yoğurt ve ekmek aldım ki sıcakta ne yeniyor… Yanına da zemzem. Allahhh. Biraz tenhaya çekilip afiyetle yiyoruz. Pencere yanı. Dışarısı görünüyor. Oda ne öbek öbek ebabil yuvaları… Tortop. Ne kadar çok. Trafik acaip yoğun. E onlar da ...

Devamını Oku...

31. Ağustos 2010

0 Yorum

Çağıltı

Yokluğu görmüş güzel annem, bir iğnenin dahi gün gelip “gerek” olacağı bilgisini öğretti bana. Ulaşmam zaman da alsa, “var” olan bir şeyin “varlığını” unutmam. Hangi kuytuya, hangi deliğe girerse girsin, arar bulurum. Belki arşivciliğim, annemin zihnime kazıdığı bilgiye dayanır. Sarı, büyük zarflarım vardı bir zamanlar. Sigara paketi ebadında beyaz kağıtlara notlar düşer, alfabetik yerleştirirdim ...

Devamını Oku...

29. Ağustos 2010

0 Yorum

Mü’minin Kıstası

Aslında başlığa iki kelime uygun düşüyordu:
1. Kıyas
2. Mikyas

Mikyası genellikle ölçü aleti, ölçme aleti manalarına ilaveten nispet, derece, ölçü gibi ifadelerle anlıyoruz. Kıyas ise “Bir şey veya konuda başka bir şeye bakarak hüküm verme, karşılaştırma, mukayese etme; hakkında hüküm bulunmayan meseleyi benzer bir meseleyle kıyaslamak” mânâlarını içeriyor. ...

Devamını Oku...

26. Ağustos 2010

0 Yorum

Bir Şairin Mahrem Duası

1.
sözlerim var
ey insanlar dinleyin
kırkambar muradı katsın heybenize dinleyin…

ben, yaşamın haddini bilmediğim zamanlara değin
bazen genç çokça yaşlı zamanlara değin
kirli çatılardan akan suları
sömürdüğünü gördüm asfaltların
balkonlarda çamaşırlar ıslanır
insanlar ıslanırdı florasanlar altında
bir yağmur damlası nasıl kucaklardı gül ağacını
bilmezdim
bilmezdim bir gecede sürgüne duran ağaçları
nâtuktu rûzigâr
konuşmasını bilmesem de dinlerdim

küçük bir çocuğun sevinciydi gençliğim
...

Devamını Oku...

24. Ağustos 2010

0 Yorum

Susmak hikmettir

Nevres beni düşürdü dile arzû-yı dil
Hep çektiğim cihanda benim dil belâsıdır

Nevres-i Kadîm böyle buyuruyor bir gazelinde. Siz de bilirsiniz ki buna benzer, yani dil’in başa açtığı işlere dair yüzlerce mısra, bir o kadar atalar sözü, belki onlardan eksik olmamak üzere vecize vs. vardır. Kutadgu Bilig’den veya Kelile ve Dimne’den dahi onlarca hikaye aktarabiliriz. Görmüşsünüzdür, biliyorsunuzdur. Hatta şu Hadis-i Şerifi ...

Devamını Oku...

23. Ağustos 2010

0 Yorum

Yâr mi Beceriksiz Mektubun Ucu mu Yanmıyor?

Mektup, bizde genellikle yaygın olmayan bir tür. İletişim bu kadar yaygınlaşmadan önce de “mektuplaşma” adetimiz minimum idi. Asker mektupları ile bildik mektup yazmayı da okumayı da. Bolca selam ve el öpmeden sonra küçücük ve mahcup kelimelerle para istenen satırlar… Okuma ve yazma adeti pek de makbul sayılmadı ...

Devamını Oku...

20. Ağustos 2010

0 Yorum

Kuş Uçuyor

Kuş üstüne kuş uçuyor
Şerhe meyyal yaz sabahları
Ölüm kanat çırpıyor kuş üzre
Uçuyor kuş
Ürpertisinden bulut
Bir bulut sertliğinde ölüm kokan kuş
Çocuk acılarına uçuyor.

//

Devamını Oku...

19. Ağustos 2010

1 Yorum

O Mahur Beste Çalar…

Bizim Müjganla ağlaştıklarımız bilindikten beri Mahur Beste’yi ne Ahmet Kaya’dan ne bed seslerimiz ile kendimizden dinlemez olmuş ve mümkünse “Ömrümüzün son demi son baharıdır artık / Maziye bir bakıver neler neler bıraktık” terennümünü hikayesiz kılarak mırıldanır olmuştuk. “Küserek ayrılırsak…” demeden daha “O mahur beste çalar…” demeyi ihtiyat ettiğimiz kocaman ve muazzam temmuz yağmurları altında ...

Devamını Oku...

18. Ağustos 2010

0 Yorum

Nur Bu

Gün sır içiyor.
Tertemiz karlarla beyaza akıyor gün. Daha beyaz, bembeyaz..
Asla bir nar değil nur bu.
Sıcak nur. Ayaz nur. Gece nur. Gündüz nur. Yalnızlık nur. Dua nur. Avuç içi kadar yakın hüzün, nur…
Orucumuzu nura gark ediyor sabır.
Elimizin altında dünyevileşen her şey oruçla uhrevileşiyor. Kuruyan dudaklarımızdan dökülen sözler ...

Devamını Oku...

17. Ağustos 2010

0 Yorum

Sabır Durağı

Kalabalıklar … Her bir elifin beli bükük.

Karanlık, ıssız sokaklarda yürüyorum; sınıf alabildiğine uzuyor; çocuklar, başları eğik, gözleri nemli, gönülleri dar…

Çocuklar.

Merhamet yakıyor genzimi. Kaçamadığım bir koku bu. Her adımda yerde yakalıyorum mahcupluğunu çocukların. Ayakkabıları hep eski çocuklar…

Hasbelkader yeni bir çift pabuç, büyük ağabeyden kullanılmadığı için lekesiz ve dipdiri miras bir kravat yahut bilekte, inşaattan düşen babanın gittikçe ağırlaşan emaneti saat utanmasına ...

Devamını Oku...
Sayfa 1 - 151234510...Son »