Benim yer adlarına karşı bir ilgim vardır. İlginç bulduğum yer adlarının nereden geldiğini, nasıl ortaya çıktığını kendimce araştırır netice alamadığım durumlarda tezlerde bulunur, tespit almaya çalışırım. Bilinir ki yer adları araştırması dilbilimin önemli bir kolunu teşkil etmektedir. Yer adları bilimi (Toponymy) adı verilen bu bilim, tarih, folklor ve coğrafya gibi bilimlere yardımcı olmaktadır. Yer adları iskân tarihi açısından tarihçiler ve dilciler için bir kılavuzdur. Bağdat isminin verilişi, El Aziz’in iskânı, Ana Dolu menkıbesinden Anadolu’ya uzanış vb. ilginç olduğu kadar tarihin aralanan sayfalarına mesruk bir bakıştır.
Anadolu coğrafyasına Türklerin verdiği adları incelemek noktasında başvurulması gereken en önemli Tevârih-i Âl-i Osman olsa gerektir. Eserde on bir tane yerin ad alması hakkında bilgi verilmektedir. Bunlar: Ca’ber Kalesi’nin önünde yer alan mezar, Karacahisar tekfurunun kardeşi Kalanoz’un öldürüldüğü yer, Sultan Alaaddin’in Tatar ordusu ile savaştığı yer, Nilüfer Hanım’ın yaptırdığı köprü, Yenişehir, Çavuşköyü, Geyik Baba zaviyesi, Ece Ovası, Sırp Sındığı, Polonya Hisarı ve Göynüklü Köyü’dür.
Nefis Türkçesi ve berrak ifadeleri ile bu eserden ilgili bölümleri paylaşalım istedim:
Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın Ca’ber Kalesi yakınında Fırat Nehri’nde ölmesi üzerine Süleyman Şah, kalenin önüne gömülür. Buranın adına Mezar-ı Türk denmektedir.
“Osmân Gāzi kim dedesi Süleymân Şah Gāzi’dür, en evvel bu Rûm vilâyetine ol gelmişdür. Gelmege sebeb budur kim Âl-i Abbâs zamânından tâ Süleymân Şâh zamânına degin nesl-i celî [Arab] gãlib-idi nesl-i Yafis üzerine. Rûm dahı maglûb-ıdı ve Acem daha maglûb-ıdı nesl-i Yafes oldukları sebebden. Acem pâdişâhları gayretlendiler kim bize Arab gãlib oldı didiler. Yafes neslinden göçer evi kendülere sened idindiler. Ol sebebden Arab‟a gãlib oldılar. Arab kim maglûb oldı, vilâyet-i kâfir temerrüd itdiler ve hem bu göçer evlü halkdan Acem ihtirâz itdiler. Tedbîr itdiler. Süleymân Şâh Gãzi‟yi ilerü çekdiler kim ol göçer evüŋ ulularından idi. Elli biŋ mikdârı Türkmân ve Tatar evin koşdılar; “Varuŋ Rûm‟a gazâ idüŋ.” didiler. Süleymân Şâh dahı kabûl itdi. Geldi Erzurum’dan dahı Erzincan’a indi ve Erzincan’dan Rûm vilâyetine girdiler. Bir niçe yıl yörüdiler. Etrâfları feth itdiler.
Süleymân Şâh Gāzi hayli bahâdurluklar itdi. Bu Rûm’uŋ taglarından ve derelerinden incindiler. Göçer evlerüŋ tavarı dereden ve depeden incinür oldı. Gine Türkistân‟a azm itdiler. Geldükleri yola gitmediler. Vilâyet-i Haleb’e çıkdılar, Ca’ber Kal’ası’nuŋ öŋine vardılar ve ol arada Furat ırmagı öŋlerine geldi. Geçmek istediler. Süleymân Şâh Gāzi‟ye eyitdiler: “Hanum! Biz bu suyı niçe geçelüm.?” didiler. Süleymân Şâh dahı atın suya depdi. Öŋi yar-ımış; at sürçdi, Süleymân Şâh suya düşdi. Ecel mukadder-imiş, Allah’uŋ rahmetine kavuşdı. Sudan çıkardılar Ca’ber Kal’ası’nuŋ öŋinde defn itdiler. Şimdiki hînde aŋa “Mezâr-ı Türk’dirler.” (Âşık Paşazâde 2007, 273-274).
Osman Gazi ile Karacahisar tekfuru arasında yapılan savaşta tekfurun kardeşi Kalanoz öldürülür. Osman Gazi, Kalanoz’un karnının yarılıp it gibi eşilmesini ister. Bunun üzerine oranın adı İteşeni olarak kalır:
“Ve ol Kalanoz didükleri kâfir dahı düşdi. Osmân Gāz’ye haber virdiler kim: “Ol kâfir düşdi.” didiler. Osmân Gāzi eydür: “Evvel anuŋ karnını yaruŋ dahı it gibi eşüŋ, gömüŋ.” dir. Her ne kim dediyse anı itdiler. Bu sebebden ol yirüŋ adı “İteşeni” kaldı.” (Âşık Paşazâde 2007, 278).
1288 yılında Anadolu Selçuklu hükümdarı III. Alaaddin Keykubat, Tatar ordusu ile Ereğli’de savaşır. Savaşın sonunda birçok Tatar askerinin cinsel organları kesilir, derileri birbirine dikilir ve keçelere kaplanarak hayvanlara atılır. Bu olayın üzerine ovanın adı Taşak Yazısı olarak anılır.
“Sultân Alâ’addîn dahı gör ne’yledi. Hemân ol aradan Eregli’ye teveccüh itdi. Tatar dahı bildi kim sultân kendünüŋ üzerine gelür, karşuladı. Biga öyigünde bulışdılar. İki gün gice gündüz cenk olındı. Âhirü’l-emir Tatar leşkeri şikest oldı. Tatarı şöyle kırdılar kim bî-hadd ü bî-kıyâs; ammâ ekserinde tutup hayalarını kesdiler, derisin birbirine dikdiler, keçelere kapladılar, hayvanlara atdılar; ad-ıçun. Şimdiki hînde dahı ol yazınuŋ adına “Taşak Yazısı” dirler.” (Âşık Paşazâde 2007, 280).
Orhan Gazi’nin hanımı Nilüfer Hatun, kendi adını taşıyan suyun üzerine köprü yaptırmış ve bu köprüye de adı verilmiştir. Eserin ilgili yerinde ad Lülüfer olarak verilmesine rağmen cümlenin devamında Ülüfer olarak verilmiştir.
“Bu Lülüfer Hatun ol hatundur kim Kapluca Kapusına yakın yirde Bursa hisârı dibinde tekyesi vardur ve hem Ülüfer suyınuŋ köprüsini ol hatun yapdurmışdur ve ol suya vech-i tesmiye ol köpri olup-durur ve hem Murâd Han-ı Gāzi anuŋ oglıdur.” (Âşık Paşazâde 2007, 287).
Osman Gazi’nin, yanındaki gazilere evler yaptırdığı yere Yiŋişehir adı verilmiştir.
“Ve kayınatası Edebalı’ya Bilecük’üŋ hâsılın tîmâr virdi. Ve hem hatunını atası-y-ıla Bilecük’de bile kodı, kendü Yiŋişehr’e vardı. Yanında olan gãzilere evler yapdurdı. Anda turaklandı. Anuŋ adını Yiŋişehir kodılar.” (Âşık Paşazâde 2007, 291).
Osman Gazi, Samsa Çavuş’a Lefke (bugünkü Bilecik ilinin Osmaneli ilçesi) yakınlarındaki Yenişehir suyunun kenarında bir hisar verir. Bu hisarın bulunduğu yere Samsa Çavuş’a ithafen Çavuşköyi adı verilir. “Çadurlu teküri, Lefke teküri mutî„ olup karşu geldiler ve memleketlerin teslîm itdiler. Kendüler Osmân Gāzi’nüŋ yanında yarar nökerler oldılar. Andan soŋra Samsa Çavuş geldi. Eydür: “Hanum! Baŋa vir bu vilâyeti kim bunlar girü yagı olmasunlar” Osmân Gāzi eydür: “Vilâyetüŋ ba’zısını virmezin.” dir. Zirâ bunları vilâyetinden çıkarmazın.” Ve Lefke’nüŋ yanında dere agzında Yeŋişehir suyınuŋ kenârında bir hisârcuk vardı, anı Samsa Çavuş’a virdi. Şimdi dahı oranuŋ adına Çavuşköyi dirler.” (Âşık Paşazâde 2007, 295).
Orhan Gazi devrinde İnegöl yöresinde Keşişdağı civarlarında birçok derviş yaşamaktadır. Bu dervişlerden, sık sık dağda geyikler ile yürüyen bir tanesi, Turgut Alp’ın yakınlığı sayesinde Orhan Gazi ile görüşür. Hükümdar, dervişe İnegöl yöresini vermek ister ancak; derviş bu isteği kabul etmez ve sadece Keşişdağı civarındaki bir tepeyi ister. Daha sonra buraya bir tekke yapılır ve tekkenin adına Geyik Baba Zaviyesi adı verilir.
“Devlet-ilen kim Bursa’ya geldüginden soŋra evvel ‘imâret yapdı ve vilâyetüŋ dervîşlerini teftîş itmege başladı. Eynegöl yöresinde, Keşîş Tagı arasında bir niçe dervîşler gelüp anda makâm tutmışlar. Aralarında bir dervîş var-ımış. Bu dervîşlerden ayrılup varur gâh gâh tagda geyicekler-ile yörürmiş. Ve ol Turgut Alp aŋa mahabbet itmiş, gâh gâh anuŋ-ıla musâhabet idermiş. Turgut Alp dahı ol zamânda pîr olmış-ıdı. Orhan Gāzi’nüŋ dervîşlere teftîş itdügin işidicek Orhan Gāzi’ye habar göndürdi kim: “Benüm köylerüm yanında bir niçe dervîş gelüp mukîm olmışlardur. Aralarında birisi hayli mübârek kişidür.” didi. Orhan Gāzi işidicek eydür: “ Acab kimüŋ mürîdlerindendür, tîz varuŋ kendüden soruŋ” didi. Gelüp sordılar. Dervîş eydür: “Baba İlyâs mürîdiyin ve Seyyid Ebu‟l-Vefâ tarîkındanın.” didi. Gelüp Orhan‟a habar virdiler. Emr itdi kim: “Varuŋ dervîşi getürüŋ.” didi. Geldüler dervîşi da’vet itdiler, gelmedi. Amma habar ısmarladı kim: “Sakınuŋ kim ol han dahı gelmesün.” didi. Geldiler Orhan Gāzi’ye habar virdiler. Orhan Gāzi tekrâr gine adam göndürdi: “Niçün gelmez ve beni dahı niçün komaz anda varmaga.” Ol dervîş cevâb virdi kim: “Bu dervîşler göz ehil-leri olurlar, gözedürler dahı vaktında varurlar kim tâ du„âları makbûl olına.” Bundan soŋra bir gün bir kavak agacını kopardı, omuzına götürüp togrı Bursa‟nuŋ hisârına geldi. Havlı kapusınuŋ iç yanında bu kavak agacını dikmege başladı. Girdiler hana habar virdiler: “Ol dervîş geldi bir kavak agacını bile getürdi, kapuda dikeyorur.” didiler. Orhan çıkdı gördü kim agacı dikmiş. Dahı han söylemedün hana eydür: “Teberrükümüz oldukça dur, dervîşlerüŋ du’âsı saŋa ve neslüŋe makbûldur.” didi. Hemân-dem du’â itdi, turmadı döndi girü mekânına gitdi. Ol kavak agacı şimdiki hînde [38a] saray kapusınuŋ içinde gãyetde böyümişdür. Her gelen pâdışâhlar ol agacuŋ kurusını giderürler. Ve andan soŋra Orhan Gāzi dahı ol dervîşüŋ ardınca mekânına vardı. Dervîşe eydür: “Dervîş! Bu Eynegöl nevâhisi senüŋ olsun.” didi. Dervîş eydür: “Bu mülk ü mâl Hakk’uŋdur, ehline virür. Biz anuŋ ehli degülüz.” dir. Sordılar: “Ya ehli kimlerdür?” Dervîş eyitti: “Hak ta„âlâ dünya milkini sizüŋ gibi hanlara ısmarladı ve malı dahı mu„âmele ehline ısmarladı kim kullarum birbiriyle mesâlihin göreler ve bizlere gün yiŋi ve nasîb olan rızk dahı yiŋi.” didi. Orhan Gāzi eydür: “Dervîş n‟ola benüm sözümi kabûl itseŋ.” Dervîş eydür: “Şol karşıda turan depecükden berü turan yircügez dervîşlerüŋ havlusı olsun.” didi. Orhan Gāzi dahı bu sözü kabûl itdi, du’â aldı dervîşden. Girü mekânına gitdi. Orhan Gāzi ol dervîşüŋ üzerine kubbe yapdurdı ve yanında tekye yapıvirdi ve bir câmi„ dahı yapdı. Şimdiki vaktda üzerinde ihyâ olınup biş vaktda pâdışâhlara du’âlar iderler ve dâyim aŋarlar. Ve zâviyesinüŋ adına Geyik Baba Zâviyesi dirler.” (Âşık Pşazâde 2007, 318-319)
Yakup Ece’nin mezarının bulunduğu ovanın adı Ece Ovası’dır. Burası bugünkü Çanakkale ilinin Eceabat ilçesidir. Bölgenin fatihi Yakup Ece olduğu için buraya onun anısına adı verilmiştir. “Ve bu tarafda Gelibolı teküri gördi kim her tarafını Türk aldı. Kendü dahı ‘ahd-ılan virdi. Bu mezkûrâtuŋ fethi tamâm bir yılda oldı. Andan soŋra Ya’kûb Ece’ye ol vilâyeti mansıb virdiler. Ve ol vilâyet Müsülmânlık oldı. Gāzi Fâzıl‟a dahı bile virdiler. Şimdiki hînde Gāzi Fâzıl Ece Ovası’nuŋ beri ucunda yatur. Mezârı ma’lûm yirdedür ve hem Ya’kûb Ece‟nüŋ dahı mezârı andadur, Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsi’aten.” (Âşık Paşazâde 2007, 322)
Sırp Sındığı Savaşı, 1364 yılında, Sırp, Macar, Bulgar ve Eflaklıdan oluşan Haçlı İttifakı’nın, Osmanlıları Balkanlar’dan atmak için başlattıkları bir savaştır. Bu savaşın kazanılması ile Osmanlı ordusu ilk kez Haçlı ordusunu yenmiş oldu. Osmanlılar, Sırplarla savaş yapıldığı Meriç Nehri yakınındaki yerin adına Sırf Sındugı adını vermişlerdir.
“Sırp kâfirleri cem oldılar. Sürdiler, Edrene’ye yakın geldiler. Şahin Lala dahı hâzır olan gāziler-ile karşuladı. Ahşam karaŋusında tavlunbâz kakdı, Hak ta’âlâ’ya sıgınup küffâruŋ üzerine yörüdi. Hemîn kim küffâr tavlunbaz ünin işidicek, kâfirler biribirine tokundı. Atları boşanup ürkdi. Kâfir hemân gice karaŋusında biribirin kırdı. Meric kenârında-y-ıdı, ekseri suya dökilüp kırıldı. Andan sehel kâfir kurtuldı. Ve ba’zısın ardına düşüp yolda gāziler kırdılar. Gāziler şimdi ol yirüŋ adına Sırf Sındugı dirler.” (Âşık Paşazâde 2007, 328)
Eserde Polonya Hisarı olarak anılan yer, Bursa’nın 27 kilometre batısında, Apolyont (Ulubat) gölünün kuzeydoğu kıyısındaki Gölbaşı (Apolyont) köyünde bulunan Roma-Bizans dönemine ait eski bir yerleşme yeri ve kale kalıntısı olan Apollonia’dır. Polonya Hisarı’nın alınamaması üzerine I. Murat “Meğer bunu Tanrı yıka.” dediği için Türkler, Polonya Hisarı’na Taŋrı Yıkdugı derler.
“Andan soŋra İncügüz‟üŋ üzerinde Polanya [Pulunya] dirler bir hisâr vardur, Türk aŋa Taŋrı Yıkdugı dirler. Murâd Han-ı Gāzi anuŋ üzerine vardı. Ol vilâyetüŋ halkı kaçıp aŋa girmişler-idi. Bir niçe gün hayli bâri ceng itdiler, alınmadı. Âhir göçüp gitdiler. Han eyitti: “Meger bunı Taŋrı yıka.” didi.” (Âşık Paşazâde 2007, 332)
Tarakçı Hisarı ve Göynük Hisarı halkı ilk önce İstanbul’a gelip yerleşirler. Daha sonra I. Bayezid bu halkları İstanbul’dan sürüp Tekürtagı civarında bir köye yerleştirir. Göynük Hisarı halkının yerleştiği bu köyün adına Göynüklü denir. “Ve bu tarîk üzerine sulh olundı. Vardılar Tarakçı Hisârı ve Göyinük [Göynük] hisârı halkını sürüp İstanbol’a getürdi. Bir tarafında ol mahalleyi itdi ve ol mescidi yapdı ve kādı nasb itdi. Dâyim mesâlih-i Müsülmânları ol kādı görürdi. Ammâ kâfir Müsülmâna hükm idemezdi. Bâyezîd Han’a kim Temür vartası vâkı’ olıcak tekür ol mahalleyi sürdi İstanbol‟dan ve ol mescidi yıkdı. Şimdiki demde ol halkdan dahı Tekürtagı‟nda bir köy vardur. Aŋa Göynüklü dirler.” (Âşık Paşazâde 2007, 340)
![Kâni Çınar [Kendince] Yazıları](http://www.kanicinar.com/uploads/kanicinar_logo1.png)


5. Kasım 2011 at 10:52
Sosyal bir varlık olan âdemoğlunun hayatında isimlerin yeri en az kendi yaşantısı kadar önemlidir. Hayatın anlamı isimlerde ortaya çıkar. Duygular düsünceler hep eşyaların isimleriyle telaffuz edilegelmistir. Esyalara isim verme, esyaların isimlerini bilme ‘ilim’ cümlesinden sayılmıstır.
12. Kasım 2011 at 20:48
“Sütdonduran” Yaylası, Erciyes
12. Kasım 2011 at 20:52
Şahruh Köprüsü
30. Kasım 2011 at 13:52
Toros Dağları’nın sarp ve vahşi bir bölümü, Antalya’nın Akseki ilçesi yakınlarında bir dağ; Gidengelmezler. Karın yoğun olduğu kış aylarında, baskın avında yaban keçilerinin peşine giden avcıların karlarla kaplı mağaralara düşüp ölmesi ve geri dönememesi nedeniyle, “Gidengelmez” adını alır.