Acının İntizamı

Çar, Mar 16, 2011

Ya Sabır

japonyaJaponya’ya baktıkça ayetler geliyor gözüm önüne.
Japonya’ya baktıkça dağılıyorum. Allah diyorum neyi murad ederse o olur. Hemen olur. Olan herkes içindir diyorum.
Japonya’ya baktıkça acı mesaiye koşuyor. Yoğunlaştırılmış, berkitilmiş, içselleştirilmiş ve hâlâ katı acı.
İnsan haritasında yürek yangını korlaşacak.
Kimisi bizzat ölecek; sevdiklerini kaybedecek, sevdikleri kaybedecek; afet yerden, gökten, sağdan, soldan değecek, acı büyüyecek, sabır tartılacak…
Kimisi için felaket uzak veya yakın ibret olacak, tevekkül olacak, teslimiyet olacak.
Kimisi acıya tutunarak sabrı, felakete gark olarak mahvı, bir el ile umudu bilecek.
Nasibi kadar bilecek kimisi.
Japonya’ya baktıkça teslimiyetin, mahvolan bir ülkede dahi böylesi bir dayanak bulabilmesine gıpta ediyorum.
Japonya intizam ve saygı ülkesi diyorum, tsunamiye rağmen.
Shogun geçiyor gözlerimden, tsunaminin sürüklediği bir gemi oturuyor yüreğime.
Bir Japon elini sıkmamış olmak da yaşanası bir acıdır.
Minik ellerde büyük acı nasıl okunur bilmek istiyorum.
Japonya’ya baktıkça.

Musa AS ile bakıyorum Japonya’ya. Sebepsiz. Mutmain. Mütevekkil.

Kehf.
65. Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
66. Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi.
67. Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.
68. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?
69. Musa: İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.
70. (O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi.
71. Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! dedi.
72. (Hızır:) Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi.
73. Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi.
74. Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!
75. (Hızır:) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi.
76. Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.
77. Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.
78. (Hızır) şöyle dedi: “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”
79. “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.”
80. “Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.”
81. (Devam etti:) “Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.”
82. “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”

Yorum Yaz