Altın oluk

Çar, Şub 5, 2014

Kâbenâme

Hz. Peygamber’in tavaf esnasında mîzâbın altına geldiğinde, “Allahım! Senden ölüm anında rahat, hesap anında da af dilerim” (اللهمّ إنّي أسألك الراحة عند الموت والعفو عند الحساب) diye dua ettiği bilinmektedir (bk. Ezrakī, I, 319)

Bu Hadis-i Şerif’i okuyunca aklıma şu sorular takıldı:

– Allah Resûlü zamanında oluk var mıydı?
– Oluk mu dua için sebepti, oluğun altı mı?
– Kâbe’nin her yeri aynı değil midir?

Kaynaklar sağ olsun.
Şöyle yazıyor:

Hz. İbrâhim Kâbe’yi inşa ettiğinde üstünü örtmemişti. Daha sonra Kusay b. Kilâb tarafından yeniden yapılışında üstünün ağaç ve hurma dallarıyla örtüldüğü biliniyor. Hz. Peygamber otuz beş yaşında iken Kureyş tarafından inşa edilmesi sırasında da üstü açık olan Kâbe, iki sıra halinde altı direğe dayanan bir tavan ile örtüldü ve Hicr’e bakan kuzey duvarının üstüne de bir oluk yerleştirildi (bk. Ezrakī, I, 164). Kâbe damına konulan ilk oluk budur. (D İslam Ansiklopedisi cilt: 2, sayfa: 537-538 Ahmet Özel)

Birinci soruyu tatminkâr bir şekilde listeden çıkardım.

Devamında da fevkalade bilgi vardı mezkur kaynakta.

Arapça’da oluk karşılığı mes‘ab veya mîzâb kelimesi kullanılmakta olup mîzâbın Farsça’dan geçtiği veya “akmak” mânasına gelen “vzb” kökünden türemiş olduğu şeklindeki görüşler yanında bu kelimenin mes‘abın bozulmuş şekli olduğu da ileri sürülmüştür (bk. Jean Deny, s. 12). Türkçe’de altın oluk diye anılan Kâbe’nin oluğu için ise daha çok mîzâbü’l-Ka‘be (mîzâb-ı Ka‘be) ve mîzâbü’r-rahme (mîzâb-ı rahmet) tabiri kullanılmaktadır. Türkçe ve Farsça’da rahmet kelimesinin mecazen yağmur mânasını da ifade etmesi, bu tabire adı geçen dillerde ikili bir anlam kazandırmıştır.

Altın oluk Kâbe’nin Rükn-i Şâmî ile Rükn-i Garbî denilen köşeleri arasındaki kuzeybatı duvarının üstünde ve bu duvarın ortasına gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Böylece Kâbe damında biriken yağmur suları bu duvara bakan Hicr’e akmaktadır. (D İslam Ansiklopedisi cilt: 2, sayfa: 537-538 Ahmet Özel)

Oluğun aktığı yer Hicr. Hirc, Kâbe ile hatîm denilen yarım daire şeklindeki duvar arasında kalan ve altın oluğun altına rastlayan yerin adıdır. Kâbe’den ayrılmış olmakla birlikte onun bir parçası kabul edilen yere verilen isimdir. Burası, Hz. İbrâhim’in oğlu Hz. İsmâil’le birlikte inşa ettiği Kâbe’ye dahil bulunuyordu.

Sonra.

Hz. Peygamber’in Kâbe’de namaz kılmak isteyen Hz. Âişe’ye, Kâbe’ye dahil olduğunu belirterek hicrde namaz kılmasını söylediğine dair rivayeti hatırlıyorum.

Yani, oluğun altı Kâbe’nin içi ise ikinci soruyu da memnuniyetle bertaraf edebilirim.

Üçüncü soru için aslında tek cümlelik bir cevap yetişir: “Kâbe ve çevresinin kutsiyeti yanında bizzat Kâbe’nin belli başlı bazı yerlerine ayrı bir önem atfedilmiş olup bunlardan biri de mîzâbın bulunduğu yerdir.

Mesela Hacer’ül Esved ile Kâbe kapısının arası, Mültezem.
Mesela Makam-ı İbrahim.
Rükn’ül-Yemani
Hacer’ül Esved

İşte Kâbe’nin pişmanlıkları böyle bir şey. Birçok şey için “keşke” diyorsun.
Keşke orada iken şöyle şöyle dua etseydim.
Veya.
Keşke gitsem de orada dua etsem.

Nasip.

, , ,

Yorum Yaz