Aynalar

Sal, Eki 19, 2010

Kuyu

Aynalarla konuşmuyor, konuşamıyoruz. Belki hakikatten korkuyoruz. Çünkü hakikat kışın sırtıdır. Olduğu gibi gelir; bildiği gibi yapar; geldiği gibi gider. Bütün yüzler bir ayna mıdır? Ensemizden, yüreğimizin derinliklerine kadar yansıtan bir ayna? Bakmasını bilen için! Sükut geçtiğimiz bir demde öfkeden kızaran, kabaran, taşan bir insanın yüzü, bizim öfkeli halimizin zaman ve mekan karışımı. Öfke gelir göz kararır; öfke gider yüz kızarır vecizesini en öfkeli anımızda hatırlayabilsek bazı şeyler bizim için temiz, berrak olacak. Ama nafile. Fıtrattan getirdiğimiz bir çok özelliğimizi kaldırıp atabilmemiz, onları değiştirebilmemiz mümkün değil. Adına “bu benim huyum, ne yapayım?” diye yakıştırmalarda bulunduğumuz hasletlerimiz için yine atalar denecek olanı demişler: Can çıkmadan huy çıkmaz. Veya: Huyu ancak teneşir temizler.

Bizden istenen huylarımızı, yaratılıştan hazır donanım olarak getirdiğimiz karakterimizi, davranış biçimimizi değiştirmemiz, yani biz olmaktan soyutlanıp belki melek olmamız değil. Biz bunlarla varız ve bir çoğunu da kalıtım yoluyla nesillerimize aktaracağız. Ama huylarımızla yaşamayı öğrenmek mecburiyetindeyiz. Öfkemizi her sıradan hadisede öne çıkartmamayı, can tezliğimizi olur olmaz yerlerde patlatmamayı, sadakatimizi sadıklarla hemhal etmeyi ve bîvefalara her defasında ısırılmamayı… öğrenmeliyiz. Akıl ve basiretten yoksun Allah düşmanlarına da sevecen ve mülayim davranacağımızı kim söylüyor?

Aynaları kabullenmek zorundayız. Ne gösterirse ayna gördüğünü gösterir. Toplumdaki insanlar da birer aynadır. Onların bize batan davranışları belki başka zaman ve mekanlarda bizzat bizim davranışlarımız olabilir.

, ,

Yorum Yaz