Ben Sonbahar

Paz, Eyl 27, 2009

Kuyu

Daha yeni Ramazandı…
Bayramdı.
Huzurun elleriydi ellerimizdeki sıcaklık.

Şimdi bomboş günler gibi kalakaldı.

Nasıl hızlı akıyor zaman ve içerisinde bizler. Hızla giden trenin pencerelerinden ne kadar görülebilirse dışarısı o kadar görebiliyoruz. Bizi çalıp götüren yalnızlık kaçakları, derin kuyuların karanlıkları, dal budak salmış mavi gök özlemlerimiz…

Flu resimler. puslu gök ve zamana dair kalın çizgiler.

Alnımıza kalın çizgiler atılıyor ve durup düşünmek makamını elimizden kopartıyor zaman.

Oysa.

Şimdi dışarı çıkıp yazdan güze devrilen bir mevsime şahitlik edilebilir.
Yeşil ve sarısı bir arada bir ağaca “şahidlik” nazarıyla bakabilir.

Kızaran sarmaşığın yapraklarından yaklaşan ölümün soğukluğuna dalabiliriz.

Oysa.

Az sonra boş bir odanın içerisinde yanmakta olan hüznün lambası sönecek

Has bahçelerde kanlı düğüne duracak kelimeler.

Ağıt çeşmelerinden kana kana içen hüzün susacak ki bağban ah ü zar edip inlesin.

Çöldeki kumlar susuz oysa.

Biz susuzuz.
Ne de az düşünen insan muhataplığından çıkmanın yollarından birisi değil midir önce bilgisayar başından, tv soğukluğundan, ev darlığından dışarıya taşmak… Bir mekan değişikliği, hızla giden trenin çekilen imdat freni olamaz mı? Durduramaz mıyız bayır aşağı uçmakta olanı…

Bir örümcek ağını örmekte iken.

Bir tahammül mülkü daha yıkılıp modernite Hülagu Han kesilmiş iken.

Bütün sevgililere Allahaısmarladık dediğimiz açık kapılar kilitlenirken.

Bulutlar daha kara ve daha ağır…
Rüzgarlar daha sert ve daha acı…
Güneş daha az ve daha uzak…
Geceler daha yalnız ve daha soğuk…
Modern yürekler hep tek ve hep şaşkın ve hep unutan.

Her bir ağacın altında gözyaşları..
Koparılış ve bakiye yalnızlık.
Üç beş dökülen saçımız kadar ilgi kuramıyorsak dışarıdaki değişimle hızla gidişindendir trenin.
Hızla giden tren kadar sımsıkı kapattığımız gözlerimizdendir karanlığımız.

Daha Ramazanın sıcaklığı vardı teravihle terleyen sırtımızda.
Babalarımız, dedelerimiz gibi gidiverdi ve biz yetimliğimizle üzerine basılıp geçilen ve feryad eden kuru yaprak kadar bihaberiz kapımız önündeki ibret levhalarından.

, ,

Yorum Yaz