Benim mahlaslarım vardı

Per, Nis 12, 2012

Derkenar

Biliyoruz ki mahlas “şairin takma adı, müstearı”dır. Bir nevi imzasıdır ki mahlas, o şairle özdeşleşir, şairin etiketi olur. Konu ile ilgili şöyle birkaç ilmi tespiti nakledip asıl maksadımıza gelelim:

Arapça menşeli bir kelime olan mahlas, sözlüklerde “kurtulma yeri, sığınılacak yer” gibi anlamlara gelmekle birlikte, dilimizde bu anlamlarından ziyade bir edebiyat terimi olarak tanınmıştır. Kelime bu manada ise “şairlerin, şiirlerinde kullandıkları takma adlar ve sanat isimleri” şeklinde tanımlanabilir. Sanatçıların kendilerine niçin bir mahlas alma / bulma ihtiyacı duydukları izah edilirken, bu düşüncenin altında sanatçıların Allah veya hükümdar karşısında kul veya teba pozisyonunda bulunmaları sebebiyle, eserlerinde gerçek isimlerini kullanmalarının bir saygısızlık olacağı düşüncesinin yattığı ifade edilmiştir. Mahlas aynı zamanda, Nedim’in şu beytinde ifadesini bulduğu şekliyle adeta şairin eserine attığı imza hükmündedir:

Ma’lûmdur benim sühanım mahlas istemez
Farkeyler anı şehrimizin nükte-danları

Nedim koymuş imzayı. Biz yine de irdelemeye devam edelim:

Sanatçının kendisine uygun bir mahlas seçmesi, hem Türk halk şiiri, hem de Divan şiiri geleneklerinde şairliğin ilk şartlarından birisi olarak kabul edilmiştir. Türk edebiyatında İran tesiri ve Şeyhî ile başlayan bu mahlas alma geleneğinde şairler, türlü sebeplerle ve hemen her zaman kendi ruh hallerini yansıtan isimleri mahlas olarak seçmeye gayret etmişlerdir. Bu seçim sırasında şairler, kendi mesleklerini, babalarının mesleğini, ses güzelliğini; hattatlık, ressamlık gibi özelliklerini; güzellik, vücut özellik ve arızalarını, psikolojik hâl ve vasıfları, dinî-tasavvufî faaliyet ve bağlılıkları, başlarından geçen her hangi bir ilginç olayla ilgili hâl ve durumları dikkate almışlardır. Sanatçılar, kendilerine bu sanat isimlerini seçerken de çoğu kez yine geleneğe uygun olarak Arapça veya Farsça bir kelimeye “nispet i’si” nin eklenmesiyle oluşan kelimeleri tercih etmişlerdir.

Ömer Faruk Akün, mahlasların alınış sebeplerini şu on bir başlık altında tasnif etmiş:

1. Psikolojik bir durum ve tutumu aksettirenler: Fevrî, Huzûrî, Gamî, Neşâtî, Zârî, Sükûnî… [Sükûtî]
2. Kazanılmış bir meziyeti, alışkanlık haline gelmiş bir davranışı bildirenler: Bezmî, Mahremî, Hemdemî, Ülfetî, Duayî, Şükrî, Kabûlî, Gayretî, Ümîdî… [Aşkî]
3. Üstünlük iddiası olanlar: Ulvî, İzzetî, Bülendî, Kebîrî, Hâkânî, Ferîdî… [Kaptanî]
4. Kendilerini cennete yaraşır ilâhi makama yakın bulanlar: Adnî, Firdevsî, Riyâzî, İlâhî, Ledünnî, Kurbî, Yakînî… [Kevserî]
5. Tabiattan alınanlar: Bahrî, Âbî, Fezâyî, Şemsî, Mihrî, Ahterî, Ra’dî, Andelîbî, Kebûterî… [Turabî]
6. Mahviyet, kendini hor görme, bir düşkünlük hali, bir hayat arızası veya talihsizlik bildirenler: Gubârî, Hâkî, Za’îfî, Sâilî, Fakîrî, Garîbî, Cüdâyî, Aczî, Mahvî, Helâkî, Cefâyî, Günâhî, Özrî… [Perişanî]
7. Bir kavram etrafında toplananlar: Bediî, Beyânî, Fehmî, Fikrî, Lisânî, Nutkî, İlmî, Fünûnî… [Feciî]
8. İntisap edilen bir şahsiyetten veya babanın meslek ve payesinden gelenler: Askerî, Ca’ferî, Destârî, Gülşenî, Mekkî, Mîrî, Mu’îdî… [Hicrî]
9. Doğrudan doğruya meslekleriyle hüner sahibi oldukları iş ve sanatlardan alınanlar: Kâtibî, Nakşî, Şehdî, Huffî… [Amelî]
10. Sadece isim yapısında olanlar: Nedîm, Selîm, Sâlim, Âsım… [Kâni]
11. Yer adlarından alınanlar: Rûmî, Gülşehrî, Niksârî… [Kayserî]

Köşeli parantezler ve içerisindeki mahlaslar bana ait. Bu araştırmaya ve güzel değerlendirmeye mütevazı bir katkım olsun için “müstear” mübtelası hüviyetimle şahsiyyetime uygun müstearlar seçiverdim.

Cümleye hayırlı olsun.
Ey Kânî

Yorum Yaz