Beyan-ı Tekrar ve Dahi Ezber

Cts, Eki 18, 2014

Hâmiş

Ey Okur,

Sana “yarma aşının nasıl yapılacağını” anlatacağım.

“Bana ne yarma aşısından” diyorsan, bundan sonraki satırları okuman gereksiz. Zaman kaybetme, kendine daha “yakın” bulduğun mevzularla ilgili “yazı”lar oku. Haydi kalk, topla pırını pırtını, sana burada “mekan” yok.

Artık “yarma aşısının” nasıl yapıldığına, ilgisizleri dışarı buyur ettikten sonra, dönebiliriz:

İmdi.

Öncelikli olarak avadanlık sahibi olmamız gerekiyor. (Bkz. Avadanlık Google Amca) Kurak kuraldır, ben koymadım lakin doğruluğuna inancım tamdır; çekirdekleri itibariyle aynı veya benzer olan nebat problemsiz aşı olur. Mesela kayısı – kayısı, kayısı – erik, kayısı – şeftali, badem – kayısı vs …

Bu ağaçların ne olduğunu, nasıl olduğunu biliyorsunuz değil mi? Güzel. Mesela kalmamıştır. Meyvesini beğenmediğimiz bir kayısıya pek hoşumuza giden bir can erik aşılayalım:

Çapı en çok 5 cm olan gövde ve dallara yapılır. Aşılanacak anacın gövdesi yerden 30-50 cm yüksekten testere ile yatay olarak kesilir. Yarma aşı üzerinde iki göz bulunan ve uzunluğu 10-15 cm olan kalemler kullanılır. Kalemlerin anaçla aynı kalınlıkta olması tercih edilir. Bu amaçla önce anaç ortadan bir kesici yardımı ile yarılır. Kalem bu yarılan yere karşılıklı kabuk kısımlarının temas edecek şekilde yerleştirilir ve yara yüzeyinin kurumasın önlemek için bu kısımlara macun sürülür; daha sonra aşı bağı ile sıkıca bağlanarak yağmur suyu böcek girecek yer bırakılmaz anacın kalemi sıkması sağlanır.

Evet, aşının nasıl yapıldığını öğrendiniz. Sizi tebrik ediyorum. Yalnız bir problem var. Bu metodu uygulamadığınız sürece (kayısı gövdesine erik aşılayıp rüzgardan vs. kullanmadan ve meyvesini tatmadan sonuç almış sayılamazsınız) Sizlere şifahi bir bilgi sundum. Ezberimde olan metodu tecrübelerim ışığında sizlerle paylaştım. Demek ki “bilge” kabul edilebilirim!..

Ezberin eğitimde kötü bir metot olduğuna dair yaygın bir kanaat vardır. Muhakemeyi lüzumsuz kılan, öğrenciyi papağanlaştıran, basmakalıp insan yetiştiren bir metot diye bilinen ezberin daha kötü meziyetleri de “sevgili kitaplarınızda” yer almaktadır. Çeteleyi çoğaltmaya gerek yoktur.

Hey sen!.. İlk paragrafta “bana ne yarma aşısından” diyen muhterem, merakının hakimiyeti altına girdin ve geri döndün, fark etmedim zannetme. Sen de ezber düşmanısın ve eğitimi, öğrenmek amacına yoğunlaşmak; öğrencide muhakeme ve mukayese meziyetlerini artırmak, problem çözmeyi öğretmek diye anlıyorsun, değil mi?

Güzel.

Bakınız şimdi:

Eğitimde ön hazırlık, öğretmenin anlatımı ve tekrar olarak sıralanabilecek 3 basamak vardır. Bunlar “ezber” olmadan mümkün olamaz. Ezbersiz eğitim teraneleri, eğitimi katleden bir anlayışın uzantısıdır.

Evvela ezber düşmanlığı – çok pragmatik bulmayınız lütfen – İslami “bilgi” düşmanlığına kayan şeytani bir yoldur. Bir hafızı (hıfzeden, ezberleyen, dikkat: koruyan, barındıran) ezberinden başka ne “hafız” yapabilir? Hıfzettiği Kur’an, Allah kelamı ezbersiz nasıl aktarılır beyne? Canım o başka mı diyorsunuz?

Enes b. Malik Şöyle der: “Biz Peygamber’in huzurunda bir hadis işitir, oradan ayrılınca ezberleyinceye kadar aramızda tekrar ederdik.”

Bu, şu demektir: Kur’an da, Hadis de ezbersiz olmaz. Hâlâ mı “bunlar başka” diyorsunuz? Bunlar başka olamaz, bunlar her şeyin temeli azizim, ezbersiz olmaz.

Ülkemizde Devlet, memur alacağı zaman, müracaat kapılarınca acayip bir yığılma oluşur. Kişi, sırtını Devlete dayamış olacak ve kurtulacaktır. Bir yere güvenme, güven duyma… Kitaplarda da bu var. “Aradığım bilgiyi nasıl olsa bulurum kitaplardan düşüncesi; hatta Google amcam sağ olsun bir tık ile elimin altında mantığı.” Hani söz uçardı yazı kalırdı ya!.. Evimize doldurduğumuz onlarca ansiklopedi, devasa ciltli kitaplarımız, sırf belki bir gün lazım olur saikıyla davranışımızın sonucu. İşin tuhaf yanı iş işten geçer, zamanında ve lüzumunda elde edemeyiz bir çok bilgiyi. Kitaplarımızda vardır ve fakat beynimizde yoktur.

Hani bir kıssa olarak anlatılır: İslam aliminin biri tedrisatını tamamlayıp evine dönerken kervanları zalim haydutlar tarafından basılır, ne var ne yok alınır, talan edilir, bu zayiattan alimimizin defterleri, kitapları da nasibini alır. Bakar ki alimimiz, ilim defterle beraber yanıp kül olmuş, yırtılıp berhava edilmiştir. Döner, tekrar tedrisattan geçer ve ilmi satırlara değil sadırlara nakşeder.

İşte bu ezberdir. İlim sahibi olmaktır.

Kim derse ki ezberin eğitimde yoktur yeri, biliniz ki o zatın aklında noksandır birkaç yeri…

Hepimiz, sen yarma aşı düşmanı sen de, belli bir eğitimden geçtik. İlkokul okuduk hepimiz. Bir kısmımız ortaokul, lise. Az bir kısmımız üniversite. Okullu dönemlerimizde birbirinden çok farklı dersler aldık. Matematikte Pi Sayısını, hipotenüsü, alan hesaplama formüllerini, açıları vs. ezberledik. Fizikten, kimyadan formül üstüne formül, cetvel üzerine cetvel yer etti hafızamızda. Edebiyatta İstiklal Marşı ile başlayan şiir ezberimiz, aşık olduğumuz dönemlerde “Anlatamıyorum” ile “Serenad” ile çeşitlendi. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” mısralarıyla başlayan kahramanlık şiirlerini özel günlere sakladık. Hep gıptayla baktık ezberi kuvvetli, yeri ve zamanı gelince hoş fıkralar anlatan, mısralar okuyan, taşı gediğine koyan arkadaşlarımıza yahut hocalarımıza. Hocalarımızı bize hâlâ anımsatan “ezberimizdeki” güzel bir anekdot veya yediğimiz dayak sebebi değil midir?

“Hangi ders olursa olsun ve fakat ezberin olsun”

Dur Sevgili Okur’um, sabret, diyeceklerim daha bitmedi. Nerede görülmüş aşının hemen tuttuğu; gidip gelip kollayacaksın aşıyı, alttan çıkan sürgünleri koparacaksın ki güç aşıya gitsin. Yanına bir dikeç çakacaksın, kibar olup incitmeden aşımızın taze sürgünlerini bağlayacaksın ruzigar kırmaya… Kırmak dedim de aklıma geldi. Ülkemizde “kırılan” hoyratça bakınla bir kesim de İmam – Hatipliler…

İmam – hatiplilerin ezberi çok güçlüdür. Çünkü dini ilimlerde öyle kıytırık, yap – boz değil sağlam eğitim teknikleri ile iştigal etmektedirler. Kur’an başta olmak üzere Arapça için de “ezber” mekanizması çalıştırılmaktadır. Dini ilim tahsili esnasında kazandıkları ezber alışkanlığı elbette diğer derslerde de işe yaramaktadır. Ezberin eğitimde ne denli etkin bir güç olduğunu anlamak için malum 28 Şubat tarihinden önceye bakmak gerekiyor. Yetmişli yılların başlarından Şubat miladına kadar geçen süreçte İmam – Hatiplilerin üniversite sınavlarında elde ettiği başarıları dikkate almalıyız. Tıptan Hukuka, yönetim bilimlerinden eğitime, edebiyata hemen her alanda İmam – Hatipliler, ezber altyapılarının sağlamlığı yüzünden bir adım geçtiler. Esasında “çağdaş eğitim, eğitim reformu” türünden saçmalıkların alt yapısını bu başarı oluşturdu. Nasıl bir mantık yürütürseniz yürütün, canınız nasıl istiyorsa öyle düşünün ki belli makamlara İmam – Hatiplilerin gelmesi, bazılarının işine gelmedi, konjüktor emretti, mesele, kesintisiz eğitim eblehliği ile katledildi. Elbet İmam – hatipliler, mağdur ve mağrur sıfatlarını aynı anda taşıyor olmaları itibariyle hesabın döneceği zamanı sabırla bekliyorlar.Biz, tavrımızla ne haldeyiz, onu düşünmeli?

İşte sevgili okur aşı böyle yapılır.

Öğrendiklerini unutma. Sana eskilerin şu çalışma sistemini tavsiye ediyorum:

Günler : 1 2 3 4 5
Tekrar Sayısı : 5 4 3 2 1 = 15 tekrar

Canım bir aşıya da 15 tekrar yapacak değiliz diyorsanız, kalkınız, tam aşı zamanı. Ezberinizi tatbik edin ve kalıcı bilgi sahibi olunuz. Unutmayınız ki kafanızdaki harddiske kolay kolay virüs bulaşmaz ve her önüne gelen “format” atamaz.

Afiyetler olsun efendim.

Yorum Yaz