Beytin sahibi Allah

Çar, Şub 16, 2011

Kâbenâme

Sessizlik. Yüksekçe. Sıcakça.
Şehrin kalbinde arabalar atıyor, vinçler sükûtu ve kırgınlığı daha yukarı çekiyor, daha kekremsi çarpıyor rüzgar mahzun olan her şeye. Modern eyyam satıyor, tüketimi anons ediyor gökdelenler… Altın tepsilerde yalan dünya. Korkunç iştihası ile nefis kol geziyor, suya kan katıyor, yokun ikizi ile övünçte. Merhamet uzak, çok uzak kabrinde.

Sonra ve aniden blr kez daha tarihine yürüyor şehir. Şehir, tarihi namına ne buluyorsa yüksek binalar, yıldıza boğulmuş etiketler, ışıklar, ışıltılar, yalancı ölümler altında buluyor. Bir tek mezarlar ve sert ve mahzun yetim çizgiler bir iz taşıyor şehrin geçmişinden.
Bir de O.
O, orada ve mahzun.
Dünya karardıkça sanki daha kararıyor. Şehrin efendileri tok karınlarını şişirdikçe mahzunluğu artıyor. Yalnızlığı büyüyor. Oysa her köşe, her taş, her kuş, her bulut çığlık çığlığa… Feryattan kısılıyor sesleri. Figan dağları sarıyor. Karanlıkça.

Kat üstüne katın sahibi Allah diyorlar.
Ve diyorlar.
Rüzgar esiyor, petrol çıkıyor, gün doğuyor, yıldız kayıyor sahibi Allah.
Babil’in kulelerinden yerin canı zemzeme sahibi Allah.
Kadınlar, erkekler, din, şifa sahibi Allah.
Beytin sahibi Allah.
Kral’ın, toprağın, denizin, göklerin sahibi Allah.
Çoluk çocuk, Riyad Mekke, altın şeref, sabır dua, helal haram sahibi Allah.

Ve diyorlar.
Adı Abdullah.
Ona kral diyorlar.
Onla fakirler, yetimler, mazlumlar değil zenginler, zalimler, hainler yürüyor.
İlle otorite, ille statüko, ille petrol, illa servet diyor.
Allah adına iktidarı, Allah’ın evi dışında keyfince sürdürüyor. Hilton’la komşuluk yapıyor. Kapılara, dağlara, caddelere ismini döşüyor. Elinin altında dünya.
Kral Abdullah.

Ve diyorlar.
Zorbaların iktidarları kumdan kaleler. Bir bir, sıra sıra, tez tez sona koşuyorlar.
Allah baki ve
İyi ki hesap var…

,

Yorum Yaz