Bir İsmin Peşine Düşmek

Sal, Ağu 10, 2010

Şehir

I.

Benim mekan isimlerine özel bir ilgim vardır. Gelip geçtiğim görüp duyduğum yerlerin isimleri üzerinde “bir an” için de olsa düşünürüm. Kimi isimlerin insanı tebessüme davetine şahit olur kimi isimlerin koskoca soru işaretleri ile yolumu tıkadığını görürüm. Güzeldir bu uğraş. Kelimelerle hısımlık sağlar. Sebep – sonuç bağlantısına zorlar ve hepsinden maade “düşündürür”. Az bir şey midir?

Avanos’tan çıkıp Kalaba’ya doğru gelirken tırmandığınız rampanın adının “Devebağırtan” olduğunu bilmektir mesela güzel olan. Bir anda gözünüz önünden geçer kervan yoluna düzülmüş develer. Ağır, nazlı, ahenkli gitmektedirler ve malum geçide gelirler. Sınır yok hayal ediniz efendim. İç Anadolu ile Akdeniz’i birbirine bağlayan meşhur (Külek) “Gülek” boğazından her geçişte bu ismin nereden geldiğini sorgularım. Bir oyun olduğu kadar bir zevktir de bu benim için. Hani geçenlerde gitmiştim Divriği’ye (Bu ismin de menşeine baktım ama izahattan pek ikna olamadım), işte oradan hafızamda kalan bazı isimler “Karasar”, “Yağdonduran”, “Yürektaşı”, “Akbaba”… şimdi en zevkli kısım şudur: Mesela “Karasar” ismini ele alırsınız ve ihtimalleri düşünürsünüz. Kara Hisar şeklinde bir isim olup halk ağzında “Karasar”a dönüşmüş olabilir ki çokça örneği vardır. Öyleyse buralarda bir Hisar olmalı hem de kara taşlardan bir harabe, kalıntı… Bu bir. Fi tarihinde adamın birisi bu tepeye kadar ulaşmış ve lakin donmak üzeredir. Ulu bilgelerden birisi donmak üzere olan adamın arkadaşlarına seslenir: “Kara sar, kara sar”… O günden sonra buranın ismi “Karasar” kalmıştır. Bu da iki…

1980’li yıllarda dünyanın bolca konuştuğu Maradona, Aksaray – Konya arasında bir köyde “Karadona” olarak varlığını devam ettiriyor olamaz mı?

Akçakışla, İnkışla ve Kızılcakışla, Şarkışla’nın köyleridir. İsimlere dikkat ediyor musunuz? Şarkışla’nın “Şark Kışla” olması gerekmez mi? Doğu kışlası yani. Hangi zaman diliminde “yerleşik” askeri birlikler varmış burada? Araştırmaya değer. Fark ediyorsunuz “ihtimaller” üzerinde fikir yürütüyoruz. Çünkü bu isimler daha ziyade Halk kültürüne yani folklara dayanmaktadır ve genellikle bunlar sözlü geleneğin ürünleridir. Bir çok mekan isminde tarihi vesikaları, belgeleri aramak beyhude sonuç doğurabilir. Elaziz’in ismi konusunda vesika isteyebilirsiniz çünkü Anadolu’da Padişah adı taşıyan ilk ve tek şehrimizdir. (Elazığ diye adlandırılışı 1876) Daha önce adı bile olmayan bir mezra iken Abdülaziz zamanında imar edilip sancak merkezi olmuş bir yerdir. Bu sebeple vesika isteyebilirsiniz. Mecidiye, Hamidiye veya Reşadiye adını taşıyan bir çok köy ve mahalle için vesika arayabilirsiniz; İsimlerini aldıkları padişahlar zamanında iskan edilmiş yerler olduklarını öğrenebilir; vesikalarına ulaşabilirsiniz. Karabük, Cumhuriyet döneminin şehirlerinden birisidir ve Demir Çelik, padişahların imar ve iskan işleri için bahşettikleri hazine-i hassanın bir nevi yerini almıştır.

Petrograd’ın Leningrad adını alması, Lenin’in 1924’te ölümünden hemen sonradır. Stalingrad ise 1925 başlarında, Stalin henüz hayattayken bu isimle şereflendirilmiştir. Bu mekan isimleri ile istemediğiniz kadar belgeye sahip olabilirsiniz.

Bir ilçeye verilen Mustafa Kemal Paşa (Kirmasti), Kemaliye (Eğin)vs. gibi ait olduğu dönemin siyasi kararları neticesinde isimlerin değişmesi ile ilgili belge de temin edilebilirsiniz. Özel durumlardır ve oldukça azdır örnekleri. Karadağ görüntüsü itibariyle “Kara bir dağdır” ve oraya yakışan bir isim olabilir lakin her mekan ismi bu kadar net durmaz karşımızda.

II.

İsimler bizi mekanlara da götürür. Şarkışla ve havalisinde olduğu gibi buraya bir askeri birlik yerleşmiş ve meskun mahal kılmıştır. Birlik çekildikten sonra da ortaya çıkan köy, kasaba, ilçe vs. bir dönemin şahidi olarak ismi yaşatmaktadır. İlla birlik köy, kasaba oluşturmaz bazen köy, kasaba var diye yakınlarına birlik kurulur. Köşk Kışla bunlardan olsa gerek.

Mekanlara verilen (seçilen) isimler kadar bir yerin mekan kılınış sebebi de düşünceye sevk eder bendenizi. Eski dönemleri göz önünde bulundurmak şartıyla özellikle güvenlik açısından yerleşim yerlerinin tercih edildiğini görüyoruz. Mesela Kayseri yakınlarındaki Tavlusun ve Germir (Elia Kazan’ın köyüdür) cevizlerin bolca yetiştiği, üzümlerin ve envai çeşit meyvenin harika büyüdüğü dulda bir yerdir. Zaten ikisi de aynı dere yatağı içerisindedir ve düz ovada çok yakınına gelmedikçe orada yerleşim yeri olduğunu bilemezsiniz. Ihlara Vadisi gibi düşününüz. Güvenlik için gizlilik şarttır ve Tavlusun ve Germir kadar Talas, Zincidere, Endürlük… arasında yer altı mağaraları ve tüneller söz konusudur. Köstebek gibi zor gün kapılarıdır bunlar. Ateş yakıp beklesen içeridekiler dışarı çıkacak diye, ömrün geçer yine çıkan olmaz, çünkü başka çıkışlardan sırra kadem basılmıştır.

İmdi en azından Kayseri ve havalisi için Rum ve Ermenilerin yerleşim yerleri böyle diyebiliriz. Güvenlik had safhada tutuluyor ve çok enteresan bir izlenim (zat-ı şahaneme aittir), “Ceviz” yetişen yere yerleşiyorlar. Ceviz ılıman iklimi sever, soğuktan çabuk etkilenir. Nazlıdır. Tıpkı insan gibi… Üzerinde durulabilir bir mesele…

Anadolu’nun mukim halkı ile Türklerin yer isimlerini seçişlerinde olduğu gibi yerleşim yeri seçişlerinde de bir fark söz konusudur. Rum veya Ermeniler dulda yerleri tercih ederken Türkler rüzgara bağırlarını verip hakim tepelere, geniş düzlüklere obalarını kurmuşlardır. Hakim yaşam tarzı Anadolu’ya gelmiş dahi olunsa kendisini devam ettirmektedir. Saklanma veya sığınma değil yalın kılınç, at üzerinde bir meydan okuyuştur bu iskan. Sırtını bir dağa, bir tepeye; bağrını bir su kaynağı ve yele verdikten sonra saklanma, sığınma ar addedilmiş sanki inadına “aleni” mekanlara yerleşilmiştir.

Buradaki bir çok mekan isminin (mesela Kayseri gibi, çok az değişikliğe uğrayarak yaşatılmıştır) Rumca ve Ermenice’ye dayandığını zikrettikten sonra Orta Asya’dan gelen ecdadın yele bağrını vererek mekan kıldığı yerlere hangi, isimleri verdiklerine bakalım. Türkler, Orta Asya’dan gelirken fazlaca olmayan eşyalarıyla beraber gelenek ve göreneklerini de getirdiler. Ayrıca gelip mekan kıldıkları yerlere (Salur, Gömeç, Argıncık, Cırgalan, Cırlavuk, Kızık, Akin Yazır…) dillerinde var olan, Bozkırda yaşattıkları isimleri de getirdiler. Bu isimlerin ekseriyetini yeni yerleştikleri yerlere, ya yerleştikleri yerin fiziki bir özelliği baz alınarak ya da Anavatanlarındaki bir yerle irtibatlandırarak verdiler. Bundan daha tabii bir şey olamaz. (Tarih araştırmalarında var mı bilmiyorum; mesela bir başka araştırma konusu olarak Anadolu’daki “Mekan İsimleri”nin Orta Asya’daki karşılığı, benzerliği veya aynılığı ele alınabilir.)

III.

Madem mekanlar ve mekan isimleri üzerinde duruyoruz siyasi eğilimleri ve konjüktör tercihlerini de göz ardı etmemiz gerekir. İsimlerin menşei ile uğraşmak, sebeplerini ortaya koymak her ne kadar “bir oyun” gibi görünse de “hakikat” arayışlarında vaz geçilmezimiz olabilir.

Ortadoğu’daki bugünkü sınırlar sömürgeler çağında, Osmanlı Devleti’nin paylaşımı sırasında Avrupalı sömürgeci devletler tarafından çizilmiş, İslam’la bağlarını koparmak için isimleri bile Roma – Bizans dönemine dönülerek verilmiştir. İsrail’in o dönemde kurulduğunu (kurduruldu) da unutmayalım.

Bernard Lewis Üstad, bölgenin eski emperyal efendilerin belirlediği devlet yapısını ve sınır çizgilerini koruduğunu hatırlatır ve ekler ”Bu ulus-devletlerin adları bile bu yapaylığı yansıtır: Irak, sınırları mevcut modern devletin sınırlarından çok farklı olan Ortaçağa ait bir bölgeydi; bu bölge Batı İran’ın bir kısmını içeriyordu ama kuzeyde Mezopotamya Irak sınırları dışında kalıyordu. Suriye, Filistin ve Libya klasik çağdan kalma adları ve binlerce yıldan beri, yirminci yüzyılda Avrupalı emperyalistler tarafından yeniden canlandırılıp dayatılana dek bölgede kullanılmıyordu. Arapça’da Cezayir ve Tunus sözcükleri hiç yoktu; daha sonra bu aynı sözcükler hem ülke hem de şehir adları olarak kullanılmaya başlandı. İşin ilginç yanı Arapça’da Arabistan diye bir sözcük yoktu; günümüzdeki Suudi Arabistan’dan yerine göre “Suudi Arap Krallığı” ya da “Arap Yarımadası” olarak bahsedilirdi…

Taha Kılınç’ın Şam Kitabı & Yeryüzü Mektupları’na baktınız mı? Şam – Dimeşk ayrımını görürsünüz mesela. Buna benzer yüzlerce örnek yeryüzü atlasında. Öyleyse isimle hemen teslim almamalı bizi. İsmiyle müsemma olanı görmeli görmeye çalışmalıyız.

Hülasa:

Her bir madde başlığını aslında ayrı yazılar olarak ve daha geniş bir muhtevada düşünmüştüm. Sadece “şehirler”le ve sadece şehirlerin isimleriyle ilgili bir yazı bile içinde kaybolmamıza sebep olabilir. Her bir başlığı birer değini olarak kabul ediniz lütfen. Ve özellikle Orta Asya kökenli mekan isimlerimizden bildiklerinizi ve tabii ismi ile cismi arasında acayiplik bulunan isimler “yorum” olarak bizle paylaşın. Bizi memnun edin.

, ,

2 Responses to “Bir İsmin Peşine Düşmek”

  1. ali ömer Diyor ki:

    üstad, siz bizi memnun ettiniz asıl. zevkle okudum. isimleri birer perde, örtü gibi de düşünebilir miyiz belki. örtüyü araladıkça isme ait olanı, “kendi”ni görürsün. siz örtüleri aralıyorsunuz efendim… bir de şu var ki, Bursevi’de “şehirlerde tecelli eden İsmi Şerifler”den sözeder malumunuz. şam oniki “İsme” mazharmış mesela. konya “Kadir” İsmi’ne. edirne “Hafız” İsmi’ne…
    muhabbetle..

    Cevapla

  2. Kâni Çınar Diyor ki:

    Ramazan muştusu gibi geldin Üstad… Berhüdar olasın. “Babamın gölgesi koruyor beni / Oh ne güzel şehir bu eskişehir…”

    Bî-mekanem bu cihanda
    Menzilim durağım anda
    Sultanım ki taht u tacım
    Hülle vü burağım anda.
    Yunus Emre

    Cevapla


Yorum Yaz