Bir serçe ciddiyeti

Cts, Eyl 12, 2015

Kendi

Ne eylül bildiğimiz eylül
Ne ben bildiğimiz adamım.

Ekranların digital renklerine sıkıştırılarak geçiyor günler. Olduğumuz yerde sayıyoruz ama önümüzden hızla akan görüntüler, sesler, yazılar aldanış makamına sürüklüyor. Hükümsüz bir çer çöp hüviyetindeyiz. Liyakatsızız ve makamlarımızın koltuklarına gömülüp ergen hülyalarına dalıyoruz. Şehidlerin omuzlanışı, arzın haykırışı, mevsimlerin tuhaflığı kapıldığımız hengamede yakalarımızdan tutup silkeleyemiyor bizi.

Tuhafız.
Hafızası durmadan formatlananlarız ve bu bizde bir alışkanlık, bir bağımlılık yaptı.
Yaşadığımız yığınlarca kötü hatıraların yanında iyi hatıraları da silmekle iyi bir iş yaptığımızı sanıyoruz.
Durmadan halt ediyoruz.

Bu sebeple eylül bir anlam ifade etmiyor artık.
Yağmur susuzu olmayışımız bundan.
Şehrin damarlarında sığınmacı statüsü güneşin doğuşundan daha samimi geliyor.
Gittikçe daha kararıyoruz kendimize.

Üzerimizde kirli elbiseler; berbat zihinlerimiz, buzdan duygularla paketlenmiş sisteme hazır bireyleriz.
Oysa şehrin kaldırımlarında salça kaynatan kadınların göğe saldığı koku ve muhabbet bizden daha sahici.
Oysa ellerimiz hâlâ göğe muhtaç.
Yağmur, aşk, koku, hasret, muhabbet, yardım, şefkat… henüz lügatlardan atılmadılar.

Bir serçe ciddiyetine mecburuz.

Ellerimiz boşalmadan.

Yorum Yaz