Biz doğulular yani “öteki”leştirilenler

Per, Eyl 16, 2010

Puslu Kıtalar

Batı, sömürgeciliği “uygarlık götürme” olarak kodlamıştır. (En yakın ve hafızalarda canlı duran Irak’a ABD’nin müdahale sebebini hatırlayınız) Çünkü ona göre sömürge insanları birer vahşi ve hatta “hayvan”dır. Sömürgecinin dili bu bakımdan zoolojik bir dildir. Durum böyle olunca, vahşinin uygarlaştırma söylemi, Batılıya göre sorunsuz bir söylem haline gelmiştir. Bundan böyle sömürgecilikle ilişkisi “hayvan” ve “hayvan terbiyecisi” ilişkisine dönüşmüştür. Özellikle siyahların birer hayvan gibi düşünülmesi, sürek avı benzeri avlarla tıpkı hayvanlar gibi öldürülmesi de bunun cüz’i bir örneği olarak aklımızın bir köşesinde durmalıdır. Hatta Nazilerin Yahudileri öldürmelerine verilen en sert tepkilerin geri planında “beyaz”ların öldürülmüş olmaları yatmaktadır. Yani siyah, sarı ırk, Kızılderili filan olsaydı Nazilerin kurbanları, tıpkı diğer katliamlarda olduğu gibi, “kınamak”la iktifa edeceklerdi. Georges Corm’un benzetmesi bu noktada işimize yarayacaktır. Bakınız Üstad ne buyuruyor:

“Batı bir yakma tutkunudur; öte yandan itfaiyeci olarak da yalnızca kendisini görmektedir. İşine öylesine aşık bir itfaiyeci ki, kendine iş yaratmak ve kendi yöntemlerine göre onu söndürmek tutkusuyla sürekli yangın çıkarmayı da görevi olarak bilmektedir.”

Oryantalizmin tarafsız bir bilgi sistemi olmadığı, Doğunun ekonomik ve kültürel anlamda sömürülmesi için ortaya çıkarılmış planlı bir proje olduğu açık bir biçimde ortadadır. Avrupa merkezli (veya dünyanın Batılılaştırılması) bir dünya, kendini ifade için “uygar”ı seçiyor ilk olarak. “Modern” hemen peşisıra geliyor. Ne tesadüf!.. “Global” son veled-i zinası Batının. Ve “Öteki”ler, yani Doğulular (Unutmadan Batı derken Avrupa’yı ilk olarak algılıyor olabiliriz ve fakat Avrupa’nın içinde de Doğuların olduğunu asla unutmayalım. Batı Almanya – Doğu Almanya ifadelerini hatırlayınız) ne oluyor o zaman? Vahşi, barbar, haydi yumuşatalım biraz gelenekçiler…her şeyin olumlu, faydalı, işe yarar kısımları Batıya mal ediliyor, takdir edersiniz ki zıddı da ilkel Doğululara, bizlere kalıyor: Terör mesela…

Batı, kendisine göre bir Doğu kurgulamış ve E. Said’in de belirttiği gibi bir metin, bir nesne halinde dünyaya sunmuştur. Egzotik hikayeler, zenginlikler, şehvete düşkün kişiler… İster oryantalizm deyiniz, ister misyonerlik (ki bol miktarda kullanıldı) ister gelişmişlik, ya da medeniyet adını ne koyarsanız koyun, nasıl bakarsanız bakın Batı ile Doğu ilk temasından beri yukarıda zikredilen tartının kefelerinde durmaktadır. Birisi alabildiğine yukarıda diğeri aşağıda… Bu sebeple gerek AB üyeliği olsun gerekse “Dinlerarası Diyalog” veya “Medeniyetler İttifakı / Savaşı” bu kurgulamanın, bu tarihsel hakikatin koynunda aldatmacalardan başka bir anlam taşımaz.

Bizler, Ötekiler yani Doğulular asırlardan beri yapmakta olduğumuz şeyleri yaparak Batının biraz daha çıldırmasını, kendi kendini yemesini seyredeceğiz. Bizler çok az sayıda ordular ile ele geçirdiğimiz yerleri nasıl ki “yürek fethi” ile feth etmişiz, bizim kılmışız, bizden kılmışız (bunu illa fiili toprak alma olarak düşünmeyiniz) devam edeceğiz. Mesela Germenler, Müslümanlardan daha fazla askerle ele geçirdikleri yerleri asla kendilerinin kılamadıkları için tez zamanda asimile olup işgal ettikleri toplumdan olmuşlardır. İşgal ederken işgale uğramak bu olsa gerek. Peki Müslümanların haline bakınız. Farkı anladınız değil mi?

———

Kendimi bir ara yarı insan yarı at gibi hissettim. Derim bozkırın güneşi ve rüzgarı ile sert bir tabaka halini almış, sadakımda ok kalmamasına fırlatıp duruyorum. Ve bebeler “Anne Türkler geliyor” diye ağlıyor…. Vatikan yıkılıyor, Paris yanıyor,Londra’nın irabdan mahalli yok…

15 Temmuz 1099’da Kudüs’e giren Frenklerin buradaki vahşetlerini Prof. Dr. Işın Demirkent, Haçlı Seferleri adlı kitabında şöyle anlatıyor: “…Haçlılar zincirden boşanmış deliler gibi yollarda, evlerde, camilerde bulunan herkesi erkek, kadın, çocuk demeden öldürdüler. Sabah saatlerinde, Mescidülaksa’ya sığınmış olanlar kılıçtan geçirilmişti. Bu katliamın görgü tanığı olan tarihçi Raimundus eserinde, aynı sabah bu mabedlerin bulunduğu mahalleye giderken cesetler ve dizlerine kadar çıkan kan birikintileri içinden geçmek zorunda kaldığını, yazmıştır. Kudüs’te Müslümanların yanında bulunan Yahudiler ise, Haçlıların şehre girmesi üzerine topluca sinagoglarına kaçmışlardı. Fakat bunlar Müslümanlara yardım etmekle suçlanıp, ateşe verilen sinagogların içinde diri diri yakıldılar.… Kurbanların sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber (Bazı kaynaklarda 70 bin rakamı veriliyor), bilinen husus Kudüs’te bulunan bütün Müslüman ve Yahudi halkının tamamen öldürüldüğüdür.”

1992-95 yılları arasında 200 bin Avrupa Müslüman’ı (Boşnak), Frenklerin ortak inisiyatifiyle katledildi.

Buna benzer cümleleri ciltler dolusu toparlayabiliriz… Hakikat şu. Batı karşısında “canavar” Türkler var. (İçini dolduralım: Moğollar, Arablar.) Ve bu karşısındakiler hem dini açıdan hem maddi açıdan aleni düşmanları. Yükleniyorlar olmuyor, tezgah kuruyorlar olmuyor. Din savaşları adı altında bir kutsallık yüklüyorlar, gene olmuyor. Bükemedikleri bileği öpmediklerine göre kendilerine yakışanı yaparak aşağılıyorlar, insandışı varlık olarak lanse ediyorlar ve şeytanı ete kemiğe büründürüyorlar. Kıymetli yazarımızın nefis ifadeleri ile bize hangi kaynakta, nasıl ve niçin öyle baktıklarını anlıyoruz. Sebepleri ile birlikte… Peki biz DOĞU ahalisi bu ipinden boşalmış gelen serseri sürüsüne nasıl bakmışız. İstihza ile mi? Takdir ile mi? Düşman, tamam ama “beşeri münasebet” yönünden hangi konumdalar…

Haçlı seferlerinin Doğu üzerinde böylesi etkisi varken mağlup ve kırılmış olarak dönenlerin inşa ettiği BATI sadece yarı insan yarı at Doğuluları mı bildiler bakiye olarak?

Maksadı bir kez daha ifade etmeliyim: Biz Doğulular “düşman” ve “kafir” ifadelerinin dışında nasıl bakmışız BATI’ya?

Sanırım buna vereceğimiz veya veremeyeceğimiz cevap “Dinler Arası Diyalog” penceresinin perdelerini dalgalandıracaktır…

, , ,

Yorum Yaz