Bizde?

Paz, Eki 9, 2011

Okurken

Goethe’nin ciltler dolusu özel mektupları,
Schiller’in yazışmaları,
Gogol,
Puşkin,
Byron’ın unutulmaz mektupları…

Bizde? Niçin yok bizim özel hayatlara tutulan fenerlerimiz. Yazarlarımızın sırra gark edilmiş yaşam tarzları neden? Aldığımız eğitimden olabilir mi? Peki ya genlerimiz sebepse bu ketumluğa? Coğrafyamız ne kadar etkendir ruh dünyamız üzerinde? Galiba hepsi…

Bakın neler diyor Üstad Goethe:

“bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş.
çöz kurdeleyi ve kaldır kutunun kapağını yavaşça…

mavi bir gül koydum içine
ebedi sevgiyi gör yaşa ve hisset diye…

kocaman bir fırça ve bin renk koydum kutuya
bir cennet resmi yapıp içine gir diye…

19 yapraklı papatyalar yerleştirdim
falında şansa yer bırakma diye…

düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye.
bir tane de elma şekeri yerleştirdim, içindeki çocuğu yeniden tadabil diye…

boğazın kokusunu, çayın sıcaklığını ve taze simidin tadını koydum içine
istanbul sevgisini yaşatalım diye…

güneşin batışını, billur suyun sesini, kırmızı gelinciklerin saflığını, taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım.
ruhlarımız aç kalmasın diye…

kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acımasız olan güçsüzdür.
beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için…
kısa dünya hayatında kavgaya yer yok diye…

bir buket sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elma koymadan edemedim.
paylaşmayı anımsayalım diye…

sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim.
hemen şimdi bunu yapalım diye…

içtenliği, umudu, neşeyi, bayışlayıcılığı, hoşgörüyü, saygıyı, özgüveni ve açıkyürekliliği unutmadım,
“ben”in dışına çıkıp bize ulaşabilelim diye…

son olarak da bir kart iliştirdim kutuya bak bu kartta neler yazıyor:

“bu kutunun kapağını her kaldışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin. yaşamak için yarını bekleme, al yaşamı kollarının
(arasına ve sımsıkı sarıl yaşamdan yanlızca almak yerine ona bir şeyler ver.
kısacası bütünüyle “insan” ol.
unutma yaşam dokuması henüz tamamlanmamış, olağamüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu yanlız sen
doldurabilirsin. kimsayi kırmamak ve üzmemek şartıyla istediğin her şeyi dene
bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturduğunda ne aklın kalsın geride ne de kırık bir yürek.”

artık kaldır bu kutunun kapağını…
gör gerçekleri ve sevgimi…

ben hemen aşık olmam bilirsin
önce dolmam gerek sevgiyle
paylaşmak gerek iyi ve kötü günleri
sonra her şey “pıt” diye olur
yıldırım aşkı değildir bu
bu bir “dolma süreci” dir
yıldırım gibi başlayan şey yıldırım gibi bitmez mi?

o zaman…

bırak duygularını serbest kalsın
sevgi ırmağına set çekmek niye?
sevgi bir sonsuzluktur
kullandıkça artan, paylaştıkça katlanan
bırak onun musluğunu aksın
kazanan sen olacaksın
doldur yaralı kalbimi
fazlası bırak taşsın
taşan sudan bırak diğerleride faydalansın
bunlarla mavi, kırmızı ve rengarenk güllerin yer aldığı
bir “sevgi bahçesi” yapalım seninle
belki 7 renkli gülüde burada yetiştiririz
her zamanki gibi ” sevgiyle” ”

(goethe’nin seçilmiş mektupları kitabından)

Bizde?
Bizde niye yok “özel mektuplar”?
Mahrem bir dünya ne kadar açılabilirse o kadar var, ötesi yok bizim? Sınırlar içerisinde yaşamak. Aslında o kadar da kötü olmasa gerek.

,

Yorum Yaz