Bu

Per, Mar 18, 2010

Kuyu

bu adsız parmağım
hiçbir zaman okunamamış öykümdür
yüzüm
bu şelaleler, bu açalyalar, bu hafakanlar
bu rindliğim
bu abbaslığım
afetliğindendir
bu

bu algınlığım
kelam-ı kibar oluşundandır
bu

bu
alfabeler, elifbalar
bu mezarını dicle’nin aldığı insan
ateşi bilmeyen âblar gibi
dudağım
âbı bilmeyen yangınlardan kaçmakla
sana emanettir
bu

bu
şerbeti içmekle âilsem
akıtmalar varsa alnımdan aşağı
akrostişler yazıyorsam
şairsem
sana mübtelalığımdandır
bu

, , ,

2 Responses to “Bu”

  1. Aynur Yavuz Diyor ki:

    Kâni Çınar nerelere kayboldu ya da niye bu kadar içe çekildi gibi bir soru sorsam, sormakla ayıp etmiş olmam umarım, etmişsem de affola derim..
    Bu’ya gelince, Nurullah Ataç’ın “bu” kelimesine savaş açtığı bir yazısını okuduğumdan beri sürekli takılır oldum okuduğum cümlelerdeki ‘bu’ kelimesine.Pek sevimsiz geliyormuş ona.Buna karşın, ‘bu’yu kullanmadan yazmak konuşmak neredeyse imkansız bir hale gelmiş bulunmakta bizim için.Öyle ki şiirini bile yazar olmuşuz:)

    Şiir içindeki her bu’ya kanım kaynamasa da

    şerbeti içmekle âilsem
    akıtmalar varsa alnımdan aşağı
    akrostişler yazıyorsam
    şairsem
    sana mübtelalığımdandır
    bu
    en sondaki şu bu’yu pek bir sevdim..

    Cevapla

  2. Kâni Çınar Diyor ki:

    Nurullah Ataç yeni rejimin özellikle dil alanındaki “absürd” kanadını temsil eder. Halkın diline yerlermiş olan nice güzel kelimeleri atıp, dışlayıp, kullananlara hakaret edip yerlerine “öz Türkçe” zırvasının neşideleri olan kelimeler getirir ki eseriyle övünebile… Gerçi “bu” yaklaşımı biraz farklıdır lakin hem sıfat hem zamir olarak sanki ona nispet yapar gibi kullanıyoruz… İyi de ediyoruz.

    Kâni Çınar “bu”rada.
    Kavganın orta yerinde.
    Kargışlarla içli dışlı bir hezeyan altında.
    Yani hep “boş”, yine “boş”, maalesef “boş” bir dört duvar bulmuş kendisine çarpıp durmaktadır. Hamdolsun.

    Cevapla


Yorum Yaz