Bugün yeni bir gündür cancağızım

Cum, Mar 12, 2010

Kuyu

Tarlaya gittim bugün. Buğday ekili. Sadece buğdayları seyretmekti muradım. Boğazı seyrediyor gibi oturdum, uzun uzun seyrettim tarlayı. Başları tevazû ile eğili başaklar, rüzgarla eğilip doğrulan başaklar… Bir cigara tellendirdim. Başımın üzerinden “acelesi varmış da çabucak oraya ulaşmak istiyormuş” seriliğinde güvercin kafilesi geçti. Kayaların üzerinden ilgisiz bir bakış fırlattı kartal. Kartal, bismillah diyerek açtı kanatlarını.

Günün ilk ışıklarıydı daha.

Daha mahmurluğunu ve gecenin ayazını üzerinden atmaya çalışıyordu kertenkele.
Elmacık derin bir nefes çekti, nefis bir senfoniye başladı. Dağ-taş, tarla-yaban sükût kesilip elmacığın sesini dinledi. Oğlu gurbete giden annelerin gözlerinden iki damla yaş daha düşüverdi. Elmacık bildi bunu, mahcup oldu. Sustu.

Önce bir tarla faresine, ardından, çalılara güp güp eden minicik yüreğiyle sığınmış serçeye, sonra bir geleniye saldırdı atmaca. Diz boyu kar, bahçedeki cevizin dibinde bulduğum atmacayı hatırladım. Muhteşem bir hayvan. Avcı. Nasibi, kendinden daha küçük uçanlar – kaçanlar. Üç boğum tırnaklarının kelepçelediği hayvanın kurtuluşu yok. Hızlı, akıllı ve kanaatkâr.

Daha geçen gün, çoluk – çocuk dutun altında bahçede otururken havada kopan ihtilâc ile belgesellik bir manzaraya şahid olmuştuk. Nereden kopup gelmişti bu atmaca da yavru güvercini kovalıyordu? Can ne kadar tatlıydı; açlık ne kadar gözükara ediyordu yüklendiği canı? Bir anda atmacanın pençeleri arasında kalıverdi güvercin. Bizler de donup kaldık. Sanki atmaca güverini değil bizden bir parçayı yakalamış, salına salına gidiyordu. Nasibimize güvercinin savrulan tüyleri kaldı.

Gün, mızrak boyu yükselmişti.

Şehre inat yaz ortasında ve günle uyanmıştı bütün kainat. Kocaman kuyruğuyla tilki sıvışıverdi beni görünce. Sararmış bir kayısı güm diye düşüverdi dalından toprağa. Baktım kertenkele, elmacık, ebabil, arı kulak kesilmişler, bekliyorlardı. Arkası gelmeyince gürültünün önlerindeki meşgalelerine daldılar. Ayaklarımın ucuna basa basa gidip aldım kayısıyı, avucumda ovdum, üzerime çaldım tozunu toprağını. Dünyanın karnını yarıyormuşçasına ikiye ayırdım; çekirdeğini özenle çıkarıp toprağa gömdüm. Besmeleyle attım ağzıma. Rızkı veren Allah’a hamd ettim.

Üzümler, elmalar, erikler, bademler daha yaz sıcaklarını sindiriyorlardı özlerine. Zamanı gelince onlar da Rahman’ın nimeti olarak elimizi uzattığımız yerde olacak inşaallah.

Bütün mahlukat: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!” nidasındaydı. Her gün, yeni bir gündü. Her adım bir yeniye, yeniliğe atılıyordu kainatta. İnsan için de durum aynı değil miydi?

Dünü hatalarla, yanlışlarla dolu olabilirdi insanın. Keşke yapmasaydım diyeceği nelerse onlar… Değiştimenin mümkün olmadığı ameller. Lakin bugün yeni bir gün, yeni bir başlandıç değil miydi? İşte kainat tek bir ağızdan ve yüksek sesle seslenmiyor muydu: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”

İşte yepyeni, kar ilk yağar da hiç ayak basılmamış yerler vardır ya hani öyle kirletilmemiş, bozulmamış yeni gündü. Horozların ötmekten tükenen takatiyle tünedikleri kümeslerine, gece boyu sağa sola havlayıp uykuya dalan köpeklere de selamı esirgemedim. Koyunlar, kuzular ineklerden önce çıkıyordu yaylıma. Her gün yeni bir gündü işte…

Bir kuzu meledi: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Elmacık bir daha öttü: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Yılan iğdenin altından seslendi: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Bör- böcük, çör-çöp: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”

Niyyet ettim Allah rızası için yeni bir güne…

, , ,

Yorum Yaz