Buna yaşamak deniyor

Çar, Şub 1, 2012

Hikâyat

Adam bir yalınlığın yalnızlığı ile oturuyor kendi başına. Önündeki masada kül tablası, çay tabağı, yarısına kadar içilmiş çayı ve altından kalkamadığı yaşanmışlıkları. Adam derin bir hesabın çetrefil karmaşasında boğuluyor. Atsan atılmaz satsan satılmaz iklimlerinde adam. Yutkunamıyor. Boğazında büyüyen yumruklar. Ansızın kalkıyor oturduğu masadan adam. Ansızın tekrar oturuyor. Dışarısı kış kıyamet. Adamın içi daha beter…

Adam bir yalınlığın yalnızlığı ile oturuyor kendi başına. Yoldan gürültü ile geçiyor arabalar. Yoldan sessizce geçiyor zaman. Yoldan geçenlerle geçiyor adam. Birisinin gölgesinde gidiyor, birisinin hayallerinde. Adam bir bulutla gidiyor. Nasıl seviniyor bilemezsiniz. Bir anda sıkıntılarından kurtulur ya çocuklar, bir anda ağıt gülmeye döner ya, bir anda… Bir anda tekrar acılarına dönüyor adam. Daha sıkıntılı, daha yalnız. Daha yapayalnız…

Adam bir yalınlığın yalnızlığı ile oturuyor kendi başına. Kahvenin duvarında solgun resim. Kendini buluyor adam. Tek tek bakıyor sırdaşlarının yüzüne. Hepsi tedirgin, hepsi yorgun, hepsi… Kahvenin duvarında kendi resmini görüyor adam. Birden bir dua geliyor diline, çok eskilerden, ta annesinden kalma bir dua. Sessizce mırıldanıyor. Az da olsa gönlü serinliyor. Yüreği ses veriyor. İşte şu arka masada oturan Ali Bey çocuksuz. Bir hanımıyla yaşadı elli yılı. Geçenlerde toprağa verdi emaneti. Yalnız. Sessizce yalnız. Ölüm gözlüyor. Çaprazındaki Hacı Ağa oğlanlarını okuttu, everdi, işlerini kurdu, bir anda kapıda buldu kendini. Kader dedi, attı içine. Hüsmen Efendi otuz sene Alaman gavuruna esir oldu, yemedi, içmedi, biriktirdi, ev bark aldı, hayırsız oğlan iki senenin içinde babayı hacze muhatap etti. Komşusu Mustafa Bey yan tarafında sallanan bir torba ile yaşıyor. Kokuyor mu diye endişelerin denizlerinde. Utanıyor. Sıkılıyor ama yaşıyor.

Adam bir yalınlığın yalnızlığı ile oturuyor kendi başına. Herkes gibi. Herkesle. Koca koca dertleriyle didişiyor insanlar. Buna yaşamak deniyor. Bir ölümün çaresi bulunmaz diyor sessizce. Bütün kahve halkı başını sallıyor. Bak diyorlar hepsi birden, Mümtaz’ın oğlu mu desek kızı mı desek o bile tutundu hayata. Başka çare yok. Kader. Buna yaşamak deniyor. Şehir yaşıyor. Acılar yaşıyor. Sabırlar yaşıyor. Bir kamyonun arkasında “kader deyip geçelim” yazıyor. Bir şarkı geçiyor kaldırımdan, “Çare kulda değil sende Allahım” feryatları arasında. Bir serçe düşüyor çatıdaki yuvasından. Garson çay getiriyor.

Yorum Yaz