Archive | Dün’ler RSS feed for this section

Söze Söz Düştü

30. Temmuz 2010

3 Yorum

Ökçelerim, bir kocakarının ökçelerini andırıyor.

Nasıl andırmasın ki sabah namazıyla atıyorum ayağımı bahçeye. Kuşluk vaktiydi. Güneş bir mızrak boyundaydı. Mızrak neredeydi. Hay senin mızrağına diyesiye saat öğleye yaklaşıyor. Ya hu ne çok işi oluyormuş bu el kadar bahçenin. (El kadar dediysek basite indirgemeyin lütfen, lafın gelişi ... Devamını Oku...

Mevsimler Eskiyor

30. Nisan 2010

0 Yorum

Yalnız başımlayım. Necip Fazıl’ın kül rengi bulutlarına bakıyorum. Başımda bir örtü. Ama ben hiç örtü kullanmadım ki. Şapka bile alışmadı erken ağaran saçlarıma. Gerçi bizim malikanede saçların ağarması konusunda Ercan hepimizin önde gidenidir. Ama bu farklı. Başımdan omuzlarıma salınan örtüye bir çırpıda kesiliveren saçlarım dökülüyor. ... Devamını Oku...

Çağıltılı Şam

21. Mart 2010

0 Yorum

Çağıltı ile yol alıyoruz. Gece. Tıka basayız arabada. Bacaklarımız uyuşuyor. Akyokuş’a ses etmeden çıkıyoruz Konya’yı… Albay “nereye?” diye soruyor. Soru sorulmaz bizde diyorum, yola çıkılır ve yol alınır. Gülüyor. Allah’a hamd ediyor. Amin diyoruz. ... Devamını Oku...

Biz Bağrımızda Gül Taşırız

16. Şubat 2010

2 Yorum

“İnsan, insanın nesidir?” diye sordu Mehmet Ağabey… “Ya da şöyle sorayım: İnsan insanın yükü müdür?”diye sorusunu başka bir boyuta taşıyarak mırıldandı lakin odada bulunanların ağızlarından çıkacak söze değil gözlerine baktığını belli etti.  Teker teker gözlerin aynasından ... Devamını Oku...

Acının Muşahhas Hâli

29. Ocak 2010

0 Yorum

Montumu kaptığım gibi çıktım su alan gemimden. Geceydi. Yalnızdım ve geceydi. Bu bir çok bahanenin üzerini örtmeye yetecek derecede bir gerçekti. Ne dolmuş çalışıyor ne otobüs. Tipik Orta Anadolu şehrinin mübarek yalnızlığını ve tenhalığını yaşıyor Konya. Yakalarını ... Devamını Oku...

Tepedeki Ağaca Yanıyor Ellerim

18. Ocak 2010

2 Yorum

Uzun yoldan gelenlerin yorgunluğuna kattığı ağırlık ile kalktı yerinden. Öğrenci evinde idi. Sapsarı olmuş tavandan bildi bunu. İnce Minare’den sabah ezanı okunuyordu. Uyku ile uyanıklık arasının şuur payandaları sallanıyor, kendisini hâlâ rüyanın izdüşümünde sanıyordu. Böyle düşünmesi için binlerce sebebi vardı aslında. Mesela sabah akşam ... Devamını Oku...

Bağdat aşktır

3. Ocak 2010

0 Yorum

“Bağdat’tan Selama Duruyor Kuşlar”

1985/Ocak/Karanlık

Dostum.

Geceyle düştük. Çölde vaha. İçinden ırmak geçen şehirlerin en güzeli olduğunu görüp bilmemiz için sabaha ve gün ışığına ihtiyacımız yok.  Işıklarla yunan, yıkanan ve paklanan bir şehir burası. Karanlık tarihinin aksine gecesi gündüz Bağdat. Hani arabadan iner inmez bir nefes ... Devamını Oku...