Adam bir yalınlığın yalnızlığı ile oturuyor kendi başına. Önündeki masada kül tablası, çay tabağı, yarısına kadar içilmiş çayı ve altından kalkamadığı yaşanmışlıkları. Adam derin bir hesabın çetrefil karmaşasında boğuluyor. Atsan atılmaz satsan satılmaz iklimlerinde adam. Yutkunamıyor. Boğazında büyüyen yumruklar. ...
Devamını Oku...
30. Ocak 2012

Son nefeslerini vermek üzere olan insanları evlerinde ziyaret edip bakımlarını üstlenen Avustralyalı yazar Bronnie Ware, ‘Ölmek Üzere Olanların En Yaygın 5 Pişmanlığı’ adlı bir kitap yayımlamış.
O 5 pişmanlık şunlarmış:
1- Başkalarının benden bekledikleri yerine keşke kendi istediğim hayatı yaşayacak cesaretim ... Devamını Oku...
27. Ocak 2012

“Sol” deyince neler dökülüyor gökten?
Hangi imgeye, çağrışıma, kavrayışa, düşünceye, somuta, soyuta akıyor kalp?
Sol?
18. yüzyılda, Fransız İhtilali’nde meclisin sol taraftaki sıralarında oturanlar?
Marx ya da Bakunin?
Narodnikler, Menşevikler, yoksa Bolşevikler?
Troçki?
Mao, Castro ya da Pol Pot Kamboçya’sı?
...
Devamını Oku...
25. Ocak 2012
Dil, tuzaktır. Kelime, zemini kaygan bir mekan. Derken demiş gibi olsak da ne dediğimiz farklı muhatabımızın algıladığı çok farklı olabilir. Bilinir ki dil sadece anlaşmak için değil belki anlaşılmamak için tercih sebebidir. Anlar görünmek bize has biz meziyettir. Gibi ...
Devamını Oku...
22. Ocak 2012
Önce babayiğit bir alıntı yapalım:
“Sözcüklerden asla yeterince sakınmayız, öyle zararsız gibi durur sözcükler, tehlikeli bir hâlleri falan yoktur elbette, hava cıva, ağızdan çıkan birtakım sesler, etliye sütlüye karışmayan, kulaktan girip beynin o kocaman gevşek gri dokusunun müthiş sıkıntısı tarafından kolayca emilebilen. Onlardan sakınmayız, sözcüklerden, felaketler ... Devamını Oku...
19. Ocak 2012

Ömer Seyfettin okuduk. Bomba dedik, Pembe İncili Kaftan, Forsa… Nereden başladığımız ve nereye gittiğimiz belliydi bu öykülerde. Karakterler adam gibi, vak’a taş gibi, mekan dört başı mamur. Gelenek devam etti Abdullah Efendi’nin Rüyaları düştü bahtımıza. Necip Fazıl’la Hikayeler, Mendil ... Devamını Oku...
16. Ocak 2012
I
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi.
Derken şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi.
Şehir adamla geldi. Tozu toprağı, rüzgarı yaprağı… Görenler gördü, adamla geldi. Görmeyenler için kara, kapkara bir gece idi. Oysa adam bembeyaz bir yıldız gibi geldi. Hakikat beyazdı, adam beyaz.
Şehrin ... Devamını Oku...
1. Şubat 2012
0 Yorum