Archive | Hikâyat RSS feed for this section

Çarpıntı

17. Şubat 2012

0 Yorum

Damarlarım tazyikle zonkluyor. Çarpıntı diyorlar buna. Kendimden uzaklaştıkça artan bir çarpıntı. Fırından ekmek alır gibi, plastik su şişesini açar gibi, kırmızıda bekler gibi… kendime dönüyorum. Bir ışık tutan yok üzerime kalabalıklar içerisinde. Pembeyle boyanmadım griler arasında. Herkes kadar şehirli, ... Devamını Oku...

Buna yaşamak deniyor

1. Şubat 2012

0 Yorum

Adam bir yalınlığın yalnızlığı ile oturuyor kendi başına. Önündeki masada kül tablası, çay tabağı, yarısına kadar içilmiş çayı ve altından kalkamadığı yaşanmışlıkları. Adam derin bir hesabın çetrefil karmaşasında boğuluyor. Atsan atılmaz satsan satılmaz iklimlerinde adam. Yutkunamıyor. Boğazında büyüyen yumruklar. ... Devamını Oku...

Koşarak geldi

16. Ocak 2012

0 Yorum

I
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi.
Derken şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi.
Şehir adamla geldi. Tozu toprağı, rüzgarı yaprağı… Görenler gördü, adamla geldi. Görmeyenler için kara, kapkara bir gece idi. Oysa adam bembeyaz bir yıldız gibi geldi. Hakikat beyazdı, adam beyaz.

Şehrin ... Devamını Oku...

Changeling

22. Aralık 2011

0 Yorum

Bir anne. İş dönüşü evde bulamadığı 9 yaşındaki oğlu. Çaresizlik. Mücadele. Resmi kurumların soğuk yüzü ve aklı hastanesine kadar uzanan iftira ve zorbalık… Yaşanmış bir hikayeden alındığı ifade ediliyor filmin senaryosunun. Burnumuzun dibinde, Amerika’da, Çin’de… Her an, her yerde ... Devamını Oku...

İhtilâlin Çocukları

23. Ağustos 2011

0 Yorum

Geceydi. Gözlerimi açtım. Dışarıdan bir ihtilal sesi geliyordu. Bağırışlar, çağırışlar, feryad ü figanlar, birbiri ardına patlayan bombalar, pejmürde bir vaziyette bırakılan ve fırlatılan bedenler…

Ne oluyor demekle kaldım, açtığım pencereden içeri toz – toprak ve kokusu ile ihtilal kendini buyur ettirdi, baş köşeye geçip oturdu. ... Devamını Oku...

Mâsil

20. Temmuz 2011

2 Yorum

Gün tepede dönüp duruyor.
Gölgecikler bile kıymete tabi olmanın verdiği haz ile keyifleniyor. “Yazı özlemiştik nitekim” diye söylene söylene atıyor sandalyesini cevizin altına. Ayağını yemyeşil çime basıyor, çimin yeşilliği kadar serinliği de şu temmuz sıcağında yüreğine rehavet veriyor, ... Devamını Oku...

Yediveren Salavat

11. Temmuz 2011

0 Yorum

“Güllerin diplerine gübre verelim mi?”
“Olur. Burada kalmamış çatıdan getireyim”
“Tamam.”

Bir güle eğildi. Dünya onunla eğildi. Kokladı. Salavat getirdi gül kokulu Nebiler Nebisine. Bir başka güle yöneldi. Kokladı. İlla seher vaktinde kokardı bunlar. İlla. Penbe, kırmızı, siyah, beyaz güller… Kimisi yediveren, kimisi sarmaşık gül… Taze ... Devamını Oku...

Sayfa 1 - 3123