Çatık Kaşlarla

Sal, Şub 15, 2011

Hû’ya Gider

Çatık kaşlarla dağılıyoruz arza. Konuşmalarımız, yazılarımız keskin kılıç. Kıt kanaat aklımızla durmadan birilerini bir şeylerle itham ediyoruz. Yarım bilgilerimizin kıratınca yuvarlandığımız derin vadilerde halimizin ilmine de alabildiğine uzağız.

Modernizm, insan psikolojisi üzerine sayısız çalışma yaparken bu çalışmalar, insanın selameti ve iki cihan saadeti yolunda değil; köreltici, çürütücü ve dumura uğratıcı vasıta haline getiriliyor. Çatık kaşlı, sert sözlü ve kin – kan – intikam dehlizlerinde geçiriyoruz ömrümüzü. Psikolojiyi umursamıyoruz. İnsan psikolojisinin, kendisine yapılan iyi muamele, yumuşak davranış, güler yüz, güzel söz ve tatlı dilden hoşlandığını biliyor bilmezlikten geliyoruz. Yaptığımız sert, aşağılayıcı ve buram buram öfke büyüten değerlendirmelerimizin kucağında, icraatlarımızın ne menzilde olduğunu, hayr ve şerri, gönül saymayı değil, hasmımızı nasıl sus – pus ettiğimiz, gardını düşürdüğümüz ve açığını yakaladığımız üzerinde duruyoruz; bir sonraki, daha sonraki ameliyemiz için stok yapıyoruz.

Şahsımıza karşı kaba ve haşin davranış, kırıcı ve yıkıcı sözler, hangimizin hoşuna gider? Gitmez elbet. Ama aynı şekilde, olumsuz kelimeler, olumsuz zaviyesinden alınan değerlendirmeler ile hem de Hakk adına, İslam adına bir dava omuzladığımızı ilan ediyoruz. Güzelliğin psikolojik bir boyutu var ve psikoloji, Müslümanın yitiklerinden bir yitiktir. Unutuyoruz.

Çoğu kez Hakk adına münakaşa ve mücadele yolunu tutarız. Bunun neticeye ulaşmak için en kısa değil, en uzun yol olduğunu insanlık tarihi boyunca tecrübe etmemize rağmen hatada ısrar ediyoruz. İctimai bir hayatımız var. Olması mümkün ihtilafların, görüş ayrılıklarının, zaman – mekan ve yaşayış farklılıklarının ihyasını tatlılık ve yumuşaklıkla hal yoluna gitmemiz de pekala mümkün. Ama aramızda bizlere Hakkı ve sabrı tavsiye eden kimselerin sesleri de bizim çığırtkanlığımız, yaygaramız arasında duyulmuyor.

Takva, bir sorumluluktur ve bu bilince ulaşan her Müslüman, isyanın mabedleri şehirlerin yerlilerine şefkat ve merhametle bakmalıdır. Modernizmin çarklarında heder olup giden her insan için hesaba çekilme endişesi duyuyorsak; bıkmadan, usanmadan olumlu enerjilerimizi, gül devirlerinin merhametini aksettirmeliyiz. Rahmete, saadete çağırmak için önce bunların damarlarımızdaki yangınını hissetmeliyiz. Bu çatık kaşlarla, keskin sözlerle olacak iş değil…

Ümmeti olmakla iftihar ettiğimiz Allah Resûlü’ne hitaben Allah: “Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi bile” (Al-i İmran: 159) buyurulmakta, bu, bize de tarzımız ve metodumuz için serlevhadır.

Küçücük bir kesit ve fakat muazzam bir misal:

Hayber’in fethi sırasında Rasulullah, kesip biçmekten söz eden Hz. Ali’ye: “Yavaş ol ya Ali! Vallahi senin elinden bir kimsenin hidayet bulması, kızıl tüylü deve sürülerine sahip olmandan daha hayırlıdır” buyurmuştur.

Allah, her birimizi ayrı tabiatlarda yaratmış. Hepimiz fıtratımıza uygun yaşıyor, konuşuyor, düşünüyoruz. Kimsenin bir Hz. Ömer öfkesi ile bir Hz. Ebubekir merhametini aynı can kafesinde yaşaması istenmiyor. Herkes tabiatına uygun yaşayacak. Aksi durumda zaten kırılır; eğilmez, bükülmez fıtrat. Allah’ın yaratıklarına karşı Allah’ın emirleri ve Resûlü’nün sünneti doğrultusunda hareket edelim, kimseyi kırmadan, incitmeden, öfkelenmeden ve Allah’tan korkarak… Yüreklerin fethi bu yoldan geçiyor.

Bir gün Rasûlullah, ashabıyla Mescid’de otururken bir Arabi geldi ve kalkıp Mescid’in bir köşesine işemeye başladı. Ashab-ı Kiram, öfkeyle bağrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Rasûlullah, derhal ashabına müdahale ederek: “Bırakın adamı, işini görsün!” buyurdular ve bevlin üzerine bir kova su getirilip dökülmesini emrettiler. Sonra bedeviyi çağırıp burasının mescid olduğunu, pisletmenin, kirletmenin doğru olmayacağını anlattılar; buralarda Allah’ın zikredildiğini, namaz kılındığını, kur’an okunduğunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna buyurdular.

Hikmete biraz daha yönelmeli, daha çok gündem kılmalıyız Allah’ın Kitabını ve Resûlü’nün hayatını diye düşünüyorum.

,

Yorum Yaz