Çocuğun Ramazan Yüzü

Çar, Ağu 3, 2011

Dün'ler

Ezandan önce buluşuyorlar caminin hemen önündeki parkta. Yanlarından geçerken mahsustan adımlarım yavaşlıyor, mahsustan terliğimin içine taş kaçmış tavrını bürünüyorum. Ne konuştuklarını, ne planladıklarını merak ediyorum aslında. Ekseriya erik, kayısı filan diyorlar, hacı amca ve sopa lafları geçiyor ve bir kaç kez de kaçamak içilen su fısıltısı duyuluyor, tekke orucu diyorlar, bir şey olmaz oğlumlar geçiyor şamata arasında. Gülüp geçiyorum ramazan akşamlarının cesur çocuklarına. Bitmeyen bir enerji ile fırıl fırıl dönen gözlerde plan üstüne plan, haylazlık üstüne haylazlık kuruyorlar. Namaza durmadan caminin penceresinden bakıyorum. Daha küçük olanları camiye kovmuş büyükler. Belli ki uzak bir mesafeye sefer var; aşılacak duvarlar, kaçılacak köpekler, aşırılacak meyveler var. Ufaklıklar safın en arkasına yer alıyor. Allahu Ekber’le başlıyor kikirdeşmeler, biraz sonra havada uçuşan tespih sesleri, sertçe öksüren ya müezzin ya aksi bir hacı baba…

Vitr’e doğru ağabeyler de gittikleri seferden gömleklerinin içi veya ağızları en azından yürekleri kayısı, erik, yaz elması, şeftali dönecekler, safın arkasında yerlerini alacaklar ki selamla çatık kaşlı babalar arkalarına baktıklarında çocukları ile göz göze gelebilsinler. Böylece her iki tarafta işlerin tıkırında olduğunu anlasın ve derin bir haz ile açsınlar ellerini duaya.

Çocukluğumun ramazanları hızla geçiyor gözlerim önünden.
O çocuklardan bugün de varmış dedim daha ramazanın başında. Hınzır bir çocuk geçti içimden. Öndeki arkadaşın çorabını çekmiş gibi mutlu oldum. Enseye az sonra gelecek şaplağın acısını şimdiden hissederek “pıhhh” deyivermek namazda ve aksi sedayı hemen almak. Kikir kikir çınlayan cami bebeleri…

Bütün yaşananlara rağmen çocuğun ramazan yüzünü bozamamış modernite.
İşte buna da hamd edilir şimdi…

Yorum Yaz