Delinâmeler – 6

Cum, Eki 2, 2009

Kara Kalem Yazıları

ONYEDİ

Sultan Cem içimi titretiyor. Acılı masallardan, arabesk filmlerinden hoşlanan biri olmaya başladım galiba. Oysa ben, ölümlerin o soğuk, sıradan, ardında çırpınan insan manzaraları bırakan ölümlerden etkilenmeyen bir adamdım. Beyazıt’a da bir şey diyemiyorum. İktidar ne zaman cazip olmadı ki? Giritli şövalyeler kadar, Papa kadar suçlu olmalısın Cem. Peki hayatta iktidar kadar tatlı değil mi? 20. asra yakışan bir serzeniş bu. O dönem insanları şerefli ölümleri severmiş. Şimdi ölme hayatta kal da istersen köpekler gibi ömür sür.

Hayat sahiden kumar. Rastlantıların önemi de var elbet. Tesadüf mü, tevafuk mu? Ona da bir zar atmamız gerekecek. Düşeş. Çaktırmadan kumar oynuyoruz hayatta. Hakem parayı atıyor. Kaybettiniz. Kale ve top seçimi sizin. Piyangolar daima fiyasko. Mahmut Bey hep iktidar partisinden. Ya da nabza göre şerbet veren birisi. Şerbeti sevmeyen birisine rastlarsa, yani tesadüf ederse, yani tevafuk olursa, yani… ne yapacak çok merak ediyorum. Gerçi öylelerine nedense bir şey olmuyor. Araziye uymayı benden iyi, hem de çok iyi biliyorlar. Ben öyle miyim? Amirlerimle dövüşürüm. ferman padişahınsa dağlar bizimdir diyen Dadaloğlu benden huy kapmış! Bir can bir baş değil mi diyordum hep. Birileri kalkıp da, halt etme otur deyince, yani babam beni evermeye kalkışınca, ülkesine dönüp Beyazıt’a, kellesini sunacak Cem olmamı beklediler. İsyan kana girince sevda olup başa çıkarmış. Bunu ben uydurdum. TDK’na alınabilirim artık. babam da hayal kırıklığına uğradı “netekim”.

Gece aforizma. Dünyada olup biten her kötülükten sorumlu olmaktan bıktım. Reis Bey, herkes suçsuz ben suçluyum diye tepinsin dursun. promete’nin canı cehenneme. Seçimler yaklaşıyormuş. Halkın bileceği iş. Ben bir Ceneviz gemisindeyim. küreklere asılıyoruz, yani zamana. Haliç’in zincirlerini kırarak çıkıyoruz. Kalküta, Aztek de ne ola ki? Siyah – beyaz. En büyük kartal değil. Kızılderili. Ben Harlem’in dışladığı insan. Malcom evde yok. Hacca gitti diyorlar. cat Stevens gitarına dönmedi. Gördünüz mü? Yavuz, öfkesini Ömer’den alırken heybesini taşıyamayacağını hesap edemedi. Beyşehir kıyılarında, Eşrefoğlu ile zikir halkasındayım: Aşk, aşk, aşk, aşk…

Barok? Yere batsın. Sülüs celî. Times italik. He’nin iki gözü iki çeşme Ferhad. Hayır, Asaf Halet’in iki gözü Mevlana. Dinle Neyden. Fabrika bacaları ötmektedir. Sirenler. Bayraklar yarıya 10 Kasım. Ney, kornalara tebdil eylendi. Ney’in şikayeti de senden.

Hayatımda köşeli bir parantez açıyorum. Yeryüzünde dışlanan bir toplum olmakla mağrurum. Hâlâ Viyana kapılarına dayanağım endişesinde adamlar. Varsın öyle kalsın. hayatımın en huzurlu parantezi içerisinde ilerliyorum. Kapama vazifesi benden sonrakilerin. Şimdi dersin adı.ç Aşk. Konu: Sevgili. Amaçlar: Yakına ihtiyacımız var. Araçlar. Kitap dışında her şer. Yani Kitap. Acılarımı bileyliyorum. Hoş bir cümle. Ritimden ibaret müzikler gibi. Meraklısı okusun beni. Yazının battığı insanlar. Siz Tv. seyredin bayım. İşte, bilmem kaç oscarlı, veya kaç dalda oscara aday filminiz başlıyor. Beyler maç saati. Gece keyifleri. Brezilya dizileri bayanlara. İnsan bütün yaşadıklarına bir de gözlerini kapatıp bakmalı demiş üstad. hatta cesaret isteyeceğini de ilave etmiş. Ben hiç gözlerim açık bakmadım. Belki Cemil Meriç’in körlüğüdür gözlerim. Yaş 37 değil, bilakis 26. Anahtarları, bir kanalizasyon çukuruna bırakılmış evden, tek bedenimi çalarak kaçıyorum. Özgür olmak. Yıllardır özgürüm ben. Bu dürtü ne öyleyse? E – 5’e çıkıyorum. İlk karşıma çıkan otobüse atlıyorum. Zaman gece, insanlar uykulu. Kamyonlar, isyan ederek yol alıyor. Sis var. Öyleyse açabilirim gözlerimi…

Yorum Yaz