Dört yalnızlık

Paz, Mar 11, 2012

Hüzün Alanı

Dört bahadır, ömrün dört demi.
Dört yalnızlık.
Dört kaçış.

Nereye kaçabilirsin ki?
Ayakların bağlı, yüreğin. Durmadan baktığın bir tek ellerin ve koyu, simsiyah bir ufuktan üzerine doğru gelen yağmur…
Kime değmeyecek azap?
Kim öpecek terli ve çıplak vücudumuzdan?
Bizi kim arar da bulur tacirlerin heybeleri arasından.
Ömrün sanrı demi.

Ah dağlar…
Kıvrım dağlar, kırık dağlar, yürek dağlar…
Sazın tellerinde yanan dört dağ içinde dört acı dağlar…
Bir çocuk ağlamaya başlayınca çocuk koğuşlarında bütün çocuklar ağlıyor; bir dağ akıtsa gözün yaşın, bir dağ “ah” ile ses verse, bir dağ bir dağa aşk dese!..
Muamma.

Senden sonrası tahrif edilmiş evrak, notasız kalmış müzik. Senden evveli gibi zaman. Senle zaman bir yaş daha küçülüyor.
Ömrün sayrı demi.

Dört bahadırla dimdik hatıralar.
Dört fasıl. Dört…
Dört boyutlu alem bu olsa gerek: En, boy ve yükseklik boyutlarına bir de ben yalnızlık’ı ekledim.
Ömrün sancı demi.

Ne dört renk teoremi çözebilirim bu işlemi ne dörtleme uyar bedene. Birazcık yağmur belki açar bütün kapıları. Bir nefes alır yerler, gökler… Birazcık yağmur dağlanan yaraya şifadır.

Şimdi ve dört dem, bir bulut takıldı saçlarımıza.
Şimdi yapayalnızız. Şimdi birazcık yağmur.
Yağmur, biraz daha yağmur!
Ömrün hep demi.

Yorum Yaz