Ecrin çoğunu alıp gittiler

Cts, May 14, 2011

Kâbenâme

zemzem ve kabe. eski bir resimEskiler, sıcak yaz günlerine denk gelen Ramazan’ı anlatırken tarlada, harmanda ne zorluklar çektiklerini, sıcağa dayanmanın ne kadar zor olduğunu anlatırlar ve çatlayan dudaklarından bahsederken mutlaka dudaklarını ıslatma gereğini duyarlardı. Ve şu cümle olmazsa olmazdı: Şimdi güneş altında değiliz, bu orucu tutmakta ne var?

Sıcağa dayanmak zordur. Cehennemi bilmeden cehennem sıcağı tamlamasını biliriz. Ateşten mülhemdir. Ve biz dil ile düşünen varlıklar cenneti bilmeden cennet gibi ifadelerle cennete yürek açarız. Cennetliklerden olmak arzusudur damarlarımızdaki. Bir hoşluk rayihası dağılır yüreğimize cennet dedikçe. Pek latif, pek hoştur doğrusu. Cennet gözlüm deriz güzel gözlerin sahibine. Kız çocuklarımıza cennet ismini layık görürüz. Cehennemden ve şeytandan Allah’a sığınırız. Daim.

Çöl cehennemi. Güneş yaklaştıkça yaklaşıyor. Yaktıkça yakıyor. Gölge dahi kaynıyor güneşin hararetinden. Toprak, kaya, bitki, böcek, kum hasılı nesne namına ne varsa ısınıyor, ısınıyor hatta sıcak etten yüreğe sirayet ediyor. Yakıyor. Toprak çatlıyor, dudaklar çatlıyor. Hz. Hacer çıkıyor yanan kumların, taşların üzerine. Bir o yana bir bu yana koşturuyor. İsmail susuzluktan ölmek üzere. Hz. Hacer, anne. Bütün annelerden bir anne. Yalnız. Biraz buruk. Çöle ve çölün sahibize emanet edilmiş annemiz… Hz. Hacer, İsmail’in halini görmek için döndüğünde, bir ses duyuyor. Bir ses. “Ey ses sahibi, sesini duyurdun! Eğer sen bize yardım etme kudretine sahip isen, bize yardım et!” diye dua ediyor. Zemzem kuyusunun yerinde bir meleği (Cebrâil’i) görüyor. Cebrâil (a.s) ayağı veya kanadıyla yeri kazıyor. Onun kazdığı yerden su görünüyor. Hz. Hacer koşuyor. Su. “Rabbim… Su. Hamdolsun.” Hemen suyu havuz gibi yapıyor. Ondan hem içiyor hem de kırbasına dolduruyor. Su alındıkça, yerinden kaynamayâ devam ediyor. Hz. Muhammed (s.a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Âllah İsmâil’in annesi Hacer’e rahmet etsin! O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı, suyun etrafına kum gerip havuz havuz yapmasıydı, muhakkak zemzem akar ve bir ırmak olarak devam ederdi” (Buharî, Şirb,10; Enbiya, 9).

Çöl. Cehennem. Bir anda cennet oluveren sıcak. Ateş, eski ateş olmaktan çıkıyor. “Rabbim… Su. Hamdolsun.”

Dedem ve anneannem seneler önce gittikleri Haccı anlatırken sıcak kumlarda yattıklarını, otobüsün gölgesine sığındıklarını, zemzem ile serinlediklerini anlatırlar çocuk muhayilemde sıcak ve zemzem daima birlikte yer tutardı. Taze delikanlı olarak umreye gittiğimizde memleketimiz karakış’ın en soğuk günlerini yaşıyordu. Sene 1985. Otobüs yol aldıkça giysilerimiz adetinde indirim yapıyorduk. Parkelerimiz, çeketlerimiz, kalın yün kazaklarımız… Kayseri’nin en sıcak günlerini yaşıyordu Mekke. Bugün için üzeri tamamen kapatılmış zemzem kuyusunu – ki kuyu bizim dilimizde suyun çekildiği, çıkarıldığı yerdir ve fakat bildik manada bir kuyu değildir zemzem kuyusu, sadece dil alışkanlığından böyle ifade ediliyor – gördüğümde sıcak ve zemzem, dedem ve annenannem geliverdi aklıma. Bugün için olmayan (resme dikkat) merdivenlerden aşağı inerek kalın boruların ağzından müthiş bir tazyik ile akan zemzeme bakarak Hz. Hacer annemizi, Hz. İsmail’i bir kez daha anmıştık. Zemzem olmazsa Mekke’de nefes almak dahi zordur. Güneş altında yapılan tavaf ile hararetleri artan müminler merdivenlerden iniverip çeşmelerin altına girerler, kana kana zemzemden içerler, az da olsa hararetlerinden kurtularak yeniden tavafa veya namaza koşarlardı. Islatıp başlarına aldıkları namazla veya başka bir aşyanın çarçabuk kuruduğunu da mutlaka anlatırlardı.

Bugün Mekke aynı sıcağı taşında toprağında barındırıyor. Önceden taşa, toprağa çarpıyormuş güneş, şimdi asfalta, betona, binalara, arabalara çarpıp size geri dönüyor. Kalabalık ile birleşince Hz. Hacer ile Hz. İsmail’i anmamak mümkün olmuyor. Sıcak boğuyır. Suyun boğmasından beter oluyorsunuz, darlığınız artıyor, sun’i bir güneş oluverip hararet ile siz de hem yakıyor hem yanıyorsunuz. O esnada bir bardak zemzem uzatılıyor size. Tavaf edenlere hürmet için, hayr için, hizmet için zemzem ikram edenler oluyor. İçiyorsunuz. “Rabbim, hamdolsun.” Sen Rabbin evine varırsın da Rabb seni aç susuz bırakır mı? Nimeti ayağına getirmiş. “İç kulum, iç, serinle” buyuruyor. Hamdolsun. Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu gideriyor ve şifa niyetiyle içene de şifa sunuyor zemzem. Mescid-i Haram’ın her yerinde büyük termoslarla zemzemler. Nereye baksan orada varlar. Soğuk ve normal diye ayırmışlar. İki yanlarında plastik bardaklar. Sağdan alıp kullanıyorsun, soldaki hazneye bırakıyorsun. Yüzlerce görevli, fırıl fırıl dolanıyorlar, eksilen termosları değiştiriyorlar, önlerine dökülen suları kuruluyorlar, bardakları tamamlıyorlar… Hangi sütunun dibine çökersen çök, zemzem orada. Özellikle mutafın alttan serinletilmesi, klimalar, pervaneler sıcağın etkisinin en aza indirilmesi için yapılan çalışmalardan. İnip bindiğimiz arabalar, oteller hep klimalı, hep güneşe ve sıcağa başkaldırı halinde.

Hz. Hacer koşturuyor. İsmail’in feryadı… Başlarını sokacakları bir gölgelik ve dudaklarına akacak su ne büyük zenginlik. Develerle, otobüslerle alınan yollar, kumlar üzerinde yatış, aylarca süren Hac yolculuğu, otobüs gölgesi kaç kişiyi alır ki… Meşakkate bakar mısınız?

Eskiler, sıcak aylarda geçen ramazanı anlatırlar ve “Şimdi ne var, açıkta değilsiniz, tarlada değilsiniz” derlerdi. Doğru derlerdi.
Eskiler, Hacc yolculuklarını anlatırlar, pek fazla şikayet etmeden çektikleri zorlukları dile getirirler, bugünlerle kıyas ederler. “Şimdi ne var…”
Eskiler, ecrin çoğunu alıp gittiler. Doğrusu.
Eskiler. Rahmete nail olasınız.

, , , ,

Yorum Yaz