Erciyes ve Ben

Çar, Şub 10, 2010

Şehir

Koskoca gençliğim geçti Erciyes’in gözleri önünde. Gözlerimin önünde Erciyes, kılıktan kılığa girdi değişti. Öylesine bir dağdı Erciyes. Sıradan, herkesin bildiği dağlardan bir dağ. Bakınca orada, yani Kayseri’nin kıblesinde olması kâfi idi. Yazın, zirvelerine bakıp serinlik hissederdik. O kadardı. Sonrası Munzur’du. Silah çapraz tutuşta, koşarken ya da hiç ardı arkası kesilmeyen ictimaları beklerken gayr – i irâdî Munzur’a kayardı gözlerimiz. Kar yağınca yakınlaşır, şekilden şekle girerdi. Çetindi. Türkülere, şiirlere konu olmuştu. Bir sırrın sahipliği vardı bakışlarında. Sanki herkese bir yüzünü verirdi. Bir yüzünü okuturdu canı istediği zaman.

Seneler sonra tebdîl – i mekân eyleyip Kayseri rakımının üzerine 150 – 200 metre ilave ederek Erciyes’i, kıbleden sağımıza kaydırınca Munzur’u hatırladım.

Ve o gün kimlik değiştirdi Erciyes. Önüne bir kalkan gibi Ali Dağı’nı aldı. Hatları bu açıdan farklıydı. Binlerce kez gördüğüm Erciyes, binlerce yeni anlama bürünüyordu. İnsandık. Hayat meşgalesi, koşuşturmaca, yalan dünyanın yalan işleri, bakar görmez eğliyordu bizi.

Artık, günün ilk saatlerinde perdeyi araladığım vakit, günün ilk ışıklarını gördüm zirvesinde. Zirvedeki ilk ışıklar, hava raporu olmaya başladı. Saatler geçtikçe, zirveden çığ olup eteklere akmaya başlıyordu aydınlık. Kışın, koca elmas olup ışıldıyordu. Erciyes’in öte yanına geçince bir başka çehre kuşanıyordu güneş. Bana dönük yüzü önce esmerleşiyor sonra kararıyordu. Günü ilk Erciyes’le kucaklar, akşamı ilk Erciyes’le selamlar oldum

Sırlarından bir sırrı ifşa etti bana Erciyes. O günden beri ne zaman bakışlarımız karşılaşsa, mânâ dilinden koyu sohbete koyuluruz. Senenin sayılı günleri gece yarısı arz – ı endâm eyleyen Erciyes ile dostluğun miracını yaşar, ihanet etmeyiz birbirimize.

Yorum Yaz