Eski, Güzeldir

Cum, Tem 10, 2015

Kendi

Şairler, uzun uzadıya lakırdı etmeyip işin hülâsasını bir kaç kelam ile söyleyivermekle marufturlar. Ol sebepledir ki kibarı kelamların söyledikleri daim kelamı kibar olup mânâya tereddütü hasıl kılmazlar. Taşı gediğine koymak denir yerine göre lafı kıratınca söyleyenlerin yaptıklarına. Sözün hakkını vermek denir ağzına laf yakışıp kâh bal şerbet kâh zehir kıvamında dillendirenlere. Şairlerin şairi “İnanma ki şair sözü elbette yalandır” buyursa da imbikten süzülen kelama kocaman bir gönül açarak şifa niyetine idrake zerk etmek elzem olsa gerektir. Kısa lafı uzun etmek maksad değildir. Kabil olsa da makbul değildir.

Sayfalar satırlar içre nice zamanın muzip, hikemi, meçhul, mağrur, maşuk ve rengarek mısraı şimdilerde mahzun, me’yus ve mağlup. Sanal dünyanın anlık iltifatı dahi zihinde tad bırakmıyor. Göz göre göre ölüyor sözün hası. Şiir ölüyor, beytül gazel ölüyor, mısra-ı berceste ölüyor… Damara zerk edilen serum dahi sun’i. Dile ve gönle yerleşmeden nasıl dirilir eski şiirimizle seslenen ecdadın nefesi? Bu hakiki bir miras. Muhteşem bir hazine. Mutlak bir tecrübi bilgi. Deryalara açılmak yerine çamurda debelenmek niçindir ki?

Okumadan olmaz. Bilmek gerekir hangi anahtarın bu deryayı açtığını. Dil işlemeli, idrak zikretmeli, kalp sımsıkı sarmalıdır. Kendini durmadan yenileyen bir tazelikle koklanmalı bu hercai emanet. Tuşlara, ekrana, sanal dünyaya, gözlere, lezzete, sıcaklığa…

Eski, Güzeldir. Görmesini bilelim.

,

Yorum Yaz