Gelişi Güzeller – 8

Per, Nis 7, 2011

Gelişi Güzel

51.

Cengiz Aytmatov, Gün Uzar Asra Bedel isimli eserinde veriyor Mankurtların durumunu. Tüylerimiz diken diken oluyor, dehşete kapılıyoruz Jan-Juanların (Bu isim Çinlilerin verdiği, biz daha ziyade Avarlar olarak biliyoruz) yaptıkları karşısında. Olay kısaca şöyle:

Jan-Juanlar, ele geçirdikleri genç ve güçlü insanların saçlarını kazıyarak başlarına yeni kesilmiş bir devenin boyun kısmının derisini, bugünkü yüzücülerin başlarına taktıkları kauçuk başlık gibi, geçiriyorlar. Boyunlarına takılan boyunduruk ile de sağa sola çarpıp çıkarmasını engelliyorlar. Kızgın güneş altında, ısındıkça kafasına baskı yapan deri ve dışarı doğru büyüyemediği için kafanın içine baskı yapan saçları ile esir, aç – susuz ve çığlıkları duyulmasın için çölün ortasında günlerce gözetim altında tutuluyorlar. Acının ve işkencenin tesiri ile ya deliren ya da şuurunu kaybeden esir sayısı bir tane bile olsa büyük bir kazanç oluyormuş. Öyle ki, esir pazarlarında 10 genç derecesinde tutuluyormuş. Mankurt olan bu esirler, en dayanılmaz işlerde, en çetin şartlarda “gık” demeden vazifelerini yerine getiriyor, öz annesini dahi efendisinin emri doğrultusunda gözünü kırpmadan öldürebiliyormuş.

52.

Meşhur “Komplo Teorisi” filminde buna benzer bir alt yapı vardı. Orada ilaçla yapılıyordu seri cinayetler işleyen katillerin beyinlerine müdahale. Her ne kadar bu teoriler hiç bir zaman ispatlanamasa da Amerikalı beyazların Afrikalı zencilere, kölelerine benzer görevli bir ot yedirdikleri, özgürlük, kaçış, itaatsizlik vs. gibi düşünceleri dumura uğrattıkları biliniyor. diş macunlarında dahi aynı durumun söz konusu olduğu satır aralarında mevcut. Dünya sisteminin yöneticileri buna benzer bir metod ve uygulama ile “tepkisiz toplum” vücuda getiriyor.

Çevremize bakmak yeterli değil mi görebilmek için?

53.

“Bir ihtilal patlak verdiği zaman” diyor Sartre, “dünyanın her yerinde iktidarda olan hükûmet ayaklananlara “isyancılar” adını verir. Bu onların, bir takım ihtiraslar yüzünden en kanuni bir iktidara karşı ayaklanmış oldukları ve “boyun eğmek” veya “ölmekten başka tercihleri” kalmadığı manasına gelir.”
Ve devam ediyor üstad:

“Eğer ayaklanma zafere ulaşacak olursa olursa, bu hükümet ya kaçıp gider, yahut hapse tıkılır. Zafer kazananların liderleri iktidarı devralır ve kullanmaya başlar. Eski düzensizliği yıkmış olduklarını ve yeni bir düzen kuracaklarını halka anlatmak için kendilerine “kurtarıcılar, devrimciler…vs.” adını verirler. “İsyan” sözü bir süre sözlükten kaybolacaktır. Bir sonraki ayaklanmayı tarif etmek için, yeniden belirecektir. Bütün bunlar geldiklerini haber vermeksizin olur; kelimelerin durumlara uydurulması otomatik bir durumda gerçekleşir!”

54.

Jean Paul Sartre, Fidel Castro rejiminin işleyişini yerinde görmek üzere Küba’daki intibalarını kaleme almış. Bu tespitler ister Güney Amerika, ister Orta Doğu, ister Balkanlar için olsun üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Devrim Devrimdir ve yenilere göre eskiler daima kötüdür. Osmanlı niçin hâlâ kötü anlatılır, bilmez misiniz?

53.

Altdorfer, “İskenderiye Savaşı”nı yapalı ne kadar oldu? Geceli gündüzlü bombalanan Bağdat’ı görse, nasıl resmederdi acaba? Resmeder miydi veya? Bağdat, resmedilebilir miydi? Siyah Vals’e kalkmış olanlar, Beyaz Ölüm için ne demeye layıktır? Hiç (ki) !

54.

Yazarken yol alır insan. İleri, biraz daha ileri… Heybesinde çakıl taşları, kuru üzüm, çörotu, koynunda muska. Sonra rengarenk, cilt cilt kitaplar, haritalaşmış, eskitilmiş, berkitilmiş yüzler. Yollar hep yollara bağlıdır. Hep kontrolsüz kavşaklar; stabilize, patika, otoban, pratik. Bir simge bir başka simgenin ana rahmi. Doğar, büyür, OLUR. Yol alırken yazar insan. Her kelime bir kilometre taşı. Harfler kelimelere, kelimeler cümlelere (tümceler sözcüklere, sözcükler imgelere) albenilerle akar, gider.

55.

Çağdaştan uzağa, alabildiğince uzağa: Işığa. Saniye ve dakika “çağdaş icat”. Zamanın karnıyarığı. Lime lime. Paramparça. Zamanın öncesi, zaman öncesi. Tahtında hüve, gece – gündüz. Ahir mevsimler: Hasat, tohum, göç… Talmud’da geceleyin bir yabancı ile konuşulmaması öğütlenir. Yabancının gerçekte şeytan olabileceği gerekçedir. İsa da kendisine verilen görevi, gündüz sona ermeden önce bitirmesi gerektiği düşüncesindedir. Günün ve akşamın ışıması, kesin hatlı sınırlardır. Ve gecenin bir bölümü ile kutsanırız. Zaman, her yönüyle bizim. Saatsiz zamanlar, bizim…

56.

Allah, Kuran’ı sözle indirip yazıya geçirtti. Kuran’la karıştırılmaması için Hadisler, kaleme alındı. Söz, gökyüzü. Yazı, arz. Elle tutulur, hacmi olan, görünen. Yazmaya tarafgirim. Çiçero, tarihin bir daha göremeyeceği hitapları sıralasın, dursun. Ağzından çıkan her kelimenin, uçup gittiğini fark edebildi mi acaba? Edememiş. Mektuplarından başka farkına varamamış söz ile yazının…

57.

Üzerine güneş doğmayan ecdattan, karanlık bilmeyen bir nesil peyda oldu. Gün, ocağına çekilip bir koyu kızıllık kapladığı an üzerimizi, düğmesine dokunduğumuz lambalar, karanlıktan kurtarmaktadır bizi. Karanlıktan, yani korkudan. Korkmayan insandan her şey beklenir mi? Evet. Karanlığı bilmeyen insan, öleceğine şüpheyle bakar. Karanlık, kendi olmaktır her insan için. Nefs muhasebesi. Rabb’e yakınlaşmak. Dünyanın uyanışına bir bakın, erken kalkılan bir günde. Kuşlarla. Makinaların, fabrikaların, otomobillerin uyandırmasından önce uyanın.

Siz hiç, bir dikmeyi, bir ağacı yakın takibe aldınız mı? Bir kış boyu, karın, fırtınanın, soğuğun istibdadı altında, mütevekkil, sıranın kendisine gelmesini bekler. Karakış, Zemheri,Mart dokuzu, Dokuzun dokuzu, Abdul beş… Cemrelerle beraber tomurcuklar büyür, büyür, büyür. Ve infilâk. Rüzgâr, güneş, su üçgeninde uç veren yapraklar adım adım, aheste ve sükûn içerisinde yürür, büyür… Sürgünü sürgün izler, umudu umut.

Bir yaz günü, güne, güneşten önce uyanmak kadar asil ne olabilir?

58.

Alacakaranlık günler. Renksiz, kokusuz, sinsi. Güzeli, geceden güneşin doğuşuna geçerken görülen aydınlık. Güneşin batışından geceye geçerken görülen aydınlıkta isimsiz, tanıksız ve bitimsiz acılarla cesetlerin başında sigara içilmişti. Kötüsü bu. Güzelinde umut var, aydınlığa iman var, uyanıklık var. Toplumun, alacakaranlık durumu var. Dikkat zayıf, otomatik edimler, belli dönemlerde hafıza kaybı, baskın hayal dünyası ile gerçeklikten uzaklaşış, kaçış. Hafızası yerinde bir toplum, yüzlerce defa aynı yerden sokulmaz; gündemlerle savrulup durmaz ıssız limanlar, saçma kentler arasında. Öğrenci ezberden, toplum gündemden kurtulduğu vakit; “görecektir duranlar yürüyeni” inşaallah…

59.

Kar

Gökyüzü, gecenin karanlığında pembeleşir. Bir ümid, bir sevinç dolar içime. Müjde konar dudaklarıma. Kar havası var. Sabah uyandığımda ilk iş, perdeleri sonuna kadar açmak olur. Baharda, gül yaprağında yağmur ne ise, kışın kar da odur benim için. Bembeyaz bir cennet. Önce tek tük düşmeye başlar. Tane tane. Kol kola girmiş dervişler. Bazısı düşer düşmez erir; bazısı yapışır kalır toprağa, çatılara, tabiata. Bir daha. Bir daha. Mukaddes bir örtü sarar şehrin ve dünyanın kirini, pasını. Çocuktum, severdim karları. Büyüdüm, severim karları. Hep kara meyyaldir kışlarım.

60.

Aşk Üzerine…

İşâret-i evsâf-ı aşk: Aşk âsâyiş-i cândur, aşk ârâyiş-i cihândur. Aşk nemek-i dig-i vefâdur, aşk hadika-ı ehl-i safâdur. Aşk hakikat çarhınun ahteridür, aşk can leşkerinün mehteridür. Aşk bir sultan-ı kâhir ve tîzdür ki alem çekicek birbirine urur vücudla ademi, aşk bîkarar ve şûrengizdür, ki kadem basıcak şûr u gavgaaya bırağur âlemi. Aşk bir cevher-i pâkdür araz sanman, aşk rahât-ı cândur maraz sanman…Aşk bir murgdur ki melamet-i halk ana bâl olur, aşk bir devletdür ki idbâr-ı dünya ana ikbal olur. Aşk bâzârında came-yi dibayı bir habbeye almazlar, uşşak mahallesinde namusla namı bir çöpe saymazlar. Aşık olanlar gayret ve arı bırağurlar, dost isteyenler evvel vekaarı bıragurlar. Akil eydür: “Cübbe ve destâr kanı?” Aşık eydür: “Hâne-i humâr kanı?” Aşık dü kevnden bî-niyâz olur, aşık cihan içinde serfiraz olur. Aşk bir külüng-i pûlâdır ki daim yokluk sarayın yapar. Aşk bir derd-i mader-zad olur, aşık iki cihandan azad olur. Ne vuslatda şad ve ne gamdan firari olur. Ne destinde sabr ve ne payinde kararı olur. Aşık hemişe bela-keş olur, daim bela içinde hoş olur. Aşık her dem sûz ve şevkde olur, derd-i aşk içinde zevkde olur. Aşıka gida bela olur, aşıka sefa cefa olur…

Tazarrûnâme’den / Sinan Paşa

61.

Eyvah fukaranın beli büküldü
Meded ticaretin gücüne kaldı
iyiler alemden göçtü çekildi
İşler zamanenin piçine kaldı…

– Seyrani…

Yorum Yaz