Geri dönüşü açık bir kapı: Göç

Çar, Kas 17, 2010

Puslu Kıtalar

“Kısaca, eski ve ortaçağ literatüründe şehir bir anlamda “kötülüklerin kaynağı” olarak gözükürken, “göç – hicret” ondan kurtulma olarak tanımlanmıştır.” (Tüm Kötülüklerin Kaynağı Olarak Şehirler – Nadir Marmara)

Bizde “göç” kelimesinin anlamı oldukça dar bir alanı kapsıyor. Dini muhteviyatını çıkaralım geriye kalanlar:
Yaz geldi bağlara göçelim.
İyi adamdı göçtü, gitti.
Göçtü kervan kaldık dağlar başında.
Kuşların göç zamanı…
.vs…

Ölmek dışında göçmek ekseriye “geri dönüş“ü açık bir kapı. Belli bir zaman diliminde tebdil-i mekan gibi. Oysa “hicret” kökten gitmeyi çağrıştırıyor. Bir insanın doğup büyüdüğü mekanı terk hadisesi “hicret”tir ve genellikle ilim tahsil edenler veya kanaat önderleri (?) için tavsiye dahi edilir. Çünkü “hicret”, her şeyi geride bırakıştır ve gidilen yer “tamaman boş bir sayfa”dır… Orada sizi, geçmişinizi bilen yoktur ve ailenizle alakalı bir toplum baskısı yaşamazsınız.

Bir de taşra söz konusu. Bunu da bir “hicret” olarak düşünebilir şehirden, kasabaya (ücra bir şehre, köye vs.) taşınma, sürgün olarak algılayabilirsiniz. Mesela İstanbul için dışındakiler taşradır. İbni haldın’un bedevi yaklaşımını da bu minvalde ele alabiliriz. Şöyle ki:

Merkezin direkt kontrolünden uzak bir taşra, fertlerin (toplumun) serbestçe nefes almalarını sağlayan önemli bir özgürlük alanıdır. Merkezle ters düşen birinin sefil olmadan ve daha önemlisi vatanını terk etmeden çekilebileceği bir uzlet köşesi önemli değil midir? Merkezde tahlikeli ve yasak sayılan görüşler, taşranın tenhalığında pekala kendisine daha nezih bir yer edinebilir. Yeni, tertemiz ve kendimiz olan bir taşra…

Göç ve hicret.
İki çetin macera.

,

Yorum Yaz