Gevher Nesibe Hatun

Çar, Eyl 23, 2009

Üzgünlük Bildirisi

Rivayet oldur ki:

Gevher Nesibe hanım, evlilik çağına gelince, Selçuklu kumandanlarından birisi ona talip olur. Kardeşi Gıyaseddin Keyhüsrev de, Gevher Nesibe’yi isteyen kumandana, gidip bir bölgeyi fethetmesini söyler: “Emrindeki askerlerle fethi gerçekleştirir, topraklarımızı genişletirsen sana kız kardeşimi verir ve baba mirasına ortak ederim” der. Kumandan da gelenek böyle olduğu için, ordusuyla sefere çıkar. Çetin bir muharebeden sonra istenen toprakları fetheder. Ancak bu sırada yara alır. Kayseri’ye dönünce de tedavi çare vermez ve vefat eder. Bu hadise Gevher Nesibe’yi çok sarsar; üzüntüden hastalanır, yatağa düşer. Dönemin hekimleri onu tedavi edemezler. Ölüm döşeğinde iken ağabeyi yanına gelir ve ona vasiyetini sorar:

Sevgili kardeşim, iki gözüm, bacım benim. Görünen o ki, sen Rabbına yürüyorsun. Yarın Huzur-u İlahi’de sana karşı hizmetini yerine getirmemiş olmayayım. Baba yurdunda senin de hakkın vardır. Bu hakkını nasıl ödeyeyim senin? Benden ne istersin?

Gevher Nesibe Hatun, yorgun başını kardeşine çevirir, tebessümle yüzüne bakar. İki eliyle Gıyaseddin Keyhüsrev’in elini tutar. Kısık bir sesle şunları söyler:

Sevgili ağabeyim, Takdire tedbir çare değildir. Bizi yaradan bize nasıl bir kader tayin etmişse, o tecelli edecektir. Bunu kabullenmemek Allah’ın iradesine isyan olur. Biz, doğduğumuz andan itibaren beraberimizde taşıdığımız ölüm cevherini kendimize ziynet sayarız. Yine de, ahirette benim ruhumun rahat etmesini istiyorsan, bir Şifahane yaptır. Öyle bir şifahane olsun ki, burada hem gönül hem de beden acıları dindirilsin, her ikisinin de tedavisi yapılsın. Babamdan bana düşen miras ile ne kadarına yetiyorsa, sen o kadarını harca ve ceddimizin şanına yakışır bir eser meydana getir.

Gevher Nesibe Hanım, bu vasiyetinden bir süre sonra ruhunu Rabbına teslim eder ve daha önceden hazırlanan kabrine konur.

Günümüzde böyle şeyler olmuyor sanki.

Sanki herkes an ve şimdi ile dünyaya emanet bırakmaya değil, dünyadan bir şeyler almya çalışıyor.

Ne mümkün?

Asırlarca “şifahane” olarak hizmet etmiş bir vakfiye ve sahibul hayrat için 21. asırda dahi dua edip rahmet diliyoruz.  Ardımızdan kalan “baki” eserlerin muhteşem bir numunesi.

Bu medresenin dünya çapında şöhrete kavuşmasına sebep olan bir özelliğ, ruh hastaları için yapılmış ayrı bir bölümünün olmasıdır. 18 odadan meydana gelen bu kısmın adı da “Tımarhane” dir. Akıl hastalarının burada musiki, su sesi ve güzel koku ile tedavi edildikleri rivayet edilir.

Daha bu ilme dahi ulaşamamak başka bir acı!..

Yorum Yaz