Gözleri Sulusepken

Çar, Ağu 4, 2010

Üzgünlük Bildirisi

Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Bürhân arardım aslıma aslım bana bürhân imiş

“Osman bir deli oğlan henüz on beşinde…” Osman bir kenarda dursun yürek parçalayan hikayeleriyle. Mehtap beri gelsin. Mehtap, bir masum ve mahzun kızcağız. O da henüz on beşinde. Mehtap, gözleri sulusepken, yüreği bir minik serçe üşüyen, titreyen; ama mağrur; ama yalçın bir sabır. Mehtap bakıyor, Mehtap’ın baktığı yerde ne nesne ne kimse… Mehtap bir uçurumdan, bir uçurumun kenarından varsa bir başka uçurumun kenarına bakıyor… Bakışları, yürekleri yalan Yemen türküsünün ezgisi. Susuşları bir matem, susuşları bir yangın…

Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü
Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş

Mehtap’ın tarihi derin mağlubiyetlerle dolu. Irmakları akmaz olmuş, ormanları, şehirleri, limanları talan edilmiş. Moğolların yolu üzerinde bir mazi yaşamış Mehtap. “Gel” dedim,”elemin bir yüreğin kârı değil, paylaşalım.” “Anneniz var mı” dedi? “Var” dedim. “Halimden anlamazsınız” dedi. Vuruldum, gardım düştü. “Anne” dedi, sustu. Büyük bir dalgınlıkla hayata bakan şair, nice büyük mağlubiyetlere bir yenisini daha ekledi. Mehtap “Anne” dedi bir toz bulutu koptu Konya Ovası’ndan. Bir toz bulutu yükseldi asumana dek. Bir yıldız kaydı sükutça, sabırca… Bir Mehtap bildi, bir annesi…. Bu ne büyük bir muamma?

Öyle sanırdım ayrıyem dost gayrıdır ben gayrıyem
Benden görüp işiteni bildim ki ol canan imiş

Mehtap gülüyor. Sanıyorum melekler güldürüyor Mehtap’ı. Sulusepken ama gözleri, bir gül düşse yere, bir bulut rüzgarla savrulup gitse, bir gonca açıverse kan rengiyle, karaya vurmuş balık edasıyla yatağını yıkıp murad yüreğimi bermurad edecek, gözleri… Mehtap baktıkça yıldırımlar düşüyor, depremler oluyor gönül ülkesinde rasathanelerin ölçeğini tespit edemediği. Adına kader denilen kelebek kozasını örüyor, titrek sesiyle soruyor Mehtap: “Üvey anneniz de olmadı değil mi?” “Olmadı” diyorum. “benim iki tane oldu” diyor. Annesizlik nedir bilmeden, üvey anne kimdir, neyin nesidir tanımadan elleri titrek, yüreği titrek, sesi gittikçe çatallaşan Mehtap’ı “bilmek” ne büyük gaflet, ne büyük cehaletmiş anladım. Güzellik katibinin elindeki kalemden damlayan bir “ben” gül yaprağı üzerine düşüverdi. Ömr-i Nuh olsam ve gözyaşım kaplasa çevre yanım “bilmem”, “anlamam”, “anlayamam” kapımın dışındaki kış misali Gözleri Sulusepken’in yaşadıklarını…

Savm u salat u hac ile sanma biter zahid işin
İnsan-ı kamil olmağa lazım olan irfan imiş

Zahiren ve batınen ölüm “en büyük nasihattır” serlevhasının altına otağ kurdum. Tanrıça Isis “Ölüler Kitabı”nı açtı önüme. Isis’in kocası çıktı her taşın altından. Isis çıldırdı. Mehtap vakur, tevekkel… Mehtap sabır deryası. Sümerler!e Gılgamış’ı yazdıran ölüm Mehtap olmasa unutulup gidecekti sanki. Ağıtlar, mersiyeler, yuğlar Mehtap’la yatağını buldu. Vay bana vaylar bana. Poyraz esiyor acı acı. Kar, suratıma çizikler atıyor. Ayaklarım üşüyor. Mehtap’ın kışlık ayakkabıları yok. Sırtında kabanı var birkaç seneyi devirdiği belli. Kış günü, kar altında, karlar içinde Hüsamettin amcayı bembeyaz kefeni içerisinde mezarına indirişimiz, üzerine karla karışık toprak atışımız acının çökerttiği bir ev ve çok sesli bir ölüm şeklinde Mehtap’a hısım oldu. Mutlak Rasim Özdenören Mehtap’ı tanısa “Gül Yetiştiren Adam”ı parçalayıp “Acılar Büyüten Mehtap”ı yazardı. Yaşamaktan bi güneşle değil acıyla kaplanıyor onun kalbi…

Kande gelir yolun senin ya kende varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş

Yorum Yaz