Gül Mevsimi

Cts, Mar 27, 2010

Kuyu, Şehir

Aman lâlelere bakın hele!..

Gayri ihtiyari bakışım düştü üzerlerine. Kırmızı, beyaz, sarı… Belediye şehrin en “vizyon” mekânlarına birbirinden albenili lâleleri bir gecede dikmiş, bir mevsimde gönlümüzü istilaya kalkmış.

Lâleler sussa da yürek isyanda. Ne istemeli şimdi? Nereye kaçmalı? Ne kadar baharız? Ne çaresiziz? Sorulara ve endişelere mahal bırakmadan arz edeyim: Bir başka şehrin, mümkünse Floransa olabilir veya Sevilla ya da bir başka Endülüs şehri. İçerisinde kendime bir bahar büyütebilirim bu şehirlerin. İlla isimleri bunlar olmak zorunda değil. Farz edin kıyıdan yani “medeniyet” namlı ihanetten alabildiğine içeride bir Karadeniz şehri. Göz boyamalara müptela olmamış bir şehir tutabilir yakalarımdan. Çünkü mevsim ve ben alabildiğine müstaitiz uzak ve sıcak, reyhan ve berrak bir bahar akşamına. Böyle bir akşamla baş başa verip yalnızlığımın namütenahi samimi izdüşümleri ile gül mevsiminde güllere asla ihanet etmeden biraz hanımeli, biraz leylak ve illa gül-lâl eşliğinde uzak, çok uzak hükümlere “belî sultanım” teslimiyetiyle susabilirim. Başımı kaldırmadan yürüyebilirim taş döşeli yolun kıyıcığında. İki yanda gelişigüzel bir rikkat ile örülmüş duvarlardan sarkan rayihaları daha derin, biraz daha derin çekip sırtımı güneşe vererek yürüyebilirim. Tanımadığım insanlara selam dahi verebilirim mevsim bahar ve mekâna ıhlamur kokuları egemen ise. Yeter ki yabancı kimliğim ve yaban kalmış çizgilerim ile “beni şehirlerin dışına fırlatan cür’et” peşim sıra gelmesin. İlla yaban kalmış bir şehrin masum ve mahzun kokuları altında hercai menekşeler, papatyalar, reyhanlar ve erguvanlar ve daha adı kelime olarak söylenmemiş misk ü anberler ve Ahmet Muhip Dıranas’ın, yeşil pencereden atılan güllere gözlerde bulut, saçlarda çiğ ile mukabelesi, ayaklarımı okşayan serinlikle damarlarımda atan bir ceylan olsun. Yollara dahi teselli sunarım ses sahibi olmasam da. Diri ve dirican yanımızla bahar gül mevsimidir de “bir bahar akşamı…” fonda olmadan “nevbahar” manasızca bakar, kalır yüreğime. Mümkünse Emel Sayın eğilsin kulaklarıma. Sevinçli bir telaş içinde olan sevgilinin derinden bakınca gözlerine, öne eğilen bakışlar illa bir güle değsin, illa bir ıhlamur dolsun yüreğe. Ah… Daha önceleri nerelerdeydiniz deyip yeni açmış güle misal olan dudakları sessiz bir ıstıraba sürüklemeden “Üzgünüm Leyla”yı çağlayan coşkunluğu ile ancak ben yutkunabilirim.

Aşkın ve baharın ve “mevsimlerin insana yaptığı fenâlıklar”ın farkında olamayan insanlarla aynı kaldırımları, aynı sokakları, aynı şehri paylaşıyor olmak “fenâ” değil midir?

Şimdi vakit ikindi. Yeni alınmış abdest ile yalınayak ve seccadesiz kar üzerinde kılınan namazın karşılığı olmak üzere el ayak değmemiş taze çimenler üzerinde kıyama durmalı.

, , , ,

One Response to “Gül Mevsimi”

  1. Haluk kazova Diyor ki:

    “Yalnızlığımın namütenahi samimi izdüşümleri ile gül mevsiminde güllere asla ihanet etmeden biraz hanımeli, biraz leylak ve illa gül-lâl eşliğinde uzak, çok uzak hükümlere “belî sultanım” teslimiyetiyle susabilirim.”
    Kainatın güzelliğini saklayamayacağı şu güzel günlerde “Gül Mevsimini” böyle hoş bir havayla dile getirdiniz. Alabildiğine üzerindeki gizemi saklamak böyle olsa gerek ““medeniyet” namlı ihanetten alabildiğine içeride bir Karadeniz şehri.

    Cevapla


Yorum Yaz