Günde Bin kez Ölmenin Firak Koymuşlar Adını

Cts, May 1, 2010

Üzgünlük Bildirisi

Uzaklardan, ışığın karanlığa esir düştüğü mekanlardan yolcu otobüsleri, umut taşıyan kamyonlar geçiyor.

İhtiyarlamış hissediyor kendini. Yaşı, kimilerine göre bahar.
Aynaların önünden kervanlar geçiyor. Hayat tacirleri, hayallerini pazarlara taşıyor.
Adam, “Seni Seviyorum Rosa Mary” çığlıklarının önünde duraklıyor. Yüreği, acı bir yara oluyor. Kanıyor. Tacir, kapana düşmüş av olduğunu anlıyor adamın. Tezgahın altından, ferman gözlü sultanı sunuyor ecza olarak.

Adam dalgın. Gittikçe daha dalgın bakıyor adımlarına. Adımları çamur, kir içinde. Utanıyor. Ani fren sesleri, cıngar çıkartıcı kornalar. Zabıta görmüş gibi kaçışıyor tacirler. Plakçının sokağa taşan hoparlöründen yanık bir uzun hava çalıyor.
Zahidem.
Bunları yazmaya koyuluyor. Makineden çaldığı asilik ile saldırıyor tuşlara.
Manifesto.
Asfalt suratlı insanlar.

Bir apartmanın gökyüzü katından düşen çocuk bezleri.
Belki kadın bütün umutlarını düşürüyor. Gazetelerde sekiz sütuna manşet: İntihar.
Çocuk, yere düşürdüğü mavi – beyaz bilyesi peşinden koşuyor. Bilye, ölümü, kanalizasyon çukurlarında arıyor. İki damla gözyaşı düşürüyor çocuk. Işık.

Işık maviye çalıyor.
İki insan doğuyor ışıktan.
Biri ölüm.
Hayat biri.

Sensizlik: Günde bin kez ölmenin firak koymuşlar adını.
Makinenin asiliği daha cebbar. Adamın istediğini değil kendi istediğini yazıyor. “Daha demin ayrılmıştım sesinden. Sesin, yani ılık baharlar, toprağa karışan yağmur, bir tutam başak… Ayrılığı anmanın yeri mi?”
Yalnızlık, kalın bir çizgi. Sekiz punto, tümü büyük: YALNIZLIK
İnadı yeşeriyor. On iki punto yazıyor: Yalnızlık için yaşadım.
İçeri boş odalardan bir inilti yükseliyor.
Çocuğun bilyesi gökyüzüne yükseliyor. Görmüyor çocuk.
Tacirler yeniden tezgah açıyor. Adam, kaldırımlara döşenmiş hükmün peşi sıra sürüklenmektedir.

“Sokakta bulmadım yalnızlığı. Ve ölümden korkmayacak kadar yalnızım.”

Sıcak bir ikindi. Adam, yüreği ile büyüttüğü selvinin gölgesinde umudu yudumluyor. Fincana dokunan yüzüğü bir ritim tutturuyor.
Hasret.
Yalnızlık
Adam, makinenin başına geçiyor. Tuşlar, “ayrılık” yazıyor sinsi gülüşlerle. Öfkesine mağluptur adam.
Evin kapısını çarpıp fırlıyor. Uzun yol otobüslerinin geçtiği kan yoluna akıyor.
Elini kaldırmadan duruyor biri.

Arka kapıdan başını gösteren muavin gevrek gevrek gülüyor:

Ayrılık mı bayım?

Yorum Yaz