Hâl bu ki

Cts, Mar 28, 2015

Hüzün Alanı

Otobana savrulmuş hâl eklerinden halliceyiz.
Kalıplarımız yok, kurallarımız yok, tul-i emellerimiz yok.
Dizimizde dermanımız yok.
Çay katıp sabır yudumluyoruz.
Yanımızdan hızla geçiyor eski zaman kelimeleri.
Ne fesleğen ne tecessüs ne malihülya…
Sandıkların naftalin kokusunu kaç asır önce kaybettik, bilmiyoruz.
Oysa ve ki ile kalıplaşmıştık kaçıncı kardeş katli arefesinde hâl bu ki…

Hâl bu ki rüzgara kapardık çift kanadını ahşap kapımızın.
Sesleriyle baş başa kalırdı köpekler.
Kuşların önünde taş su çanağı.
Kapının tokmağında bir merhamet dokunuşu.
Ve yıldızlar ne tarafa baksak oradan esenlerdi bizi.

Hâl bu ki yağmur rahmet balyasıydı.
Kırık dökük rüyalar bilmezdi kayluler.
Elimiz.
Yüzümüz.
Sesimiz.
Kim bilir hangi derede yıkanırdı da gelirdi seccade başına?

Hâl bu ki türkülerini bizden öncekiler de çığırırdı sessiz sessiz.
Hâl bu ki aynı çizgiye basıyor tekerimiz.
Hâl bu ki bizden sonrası dün yazılmış, bugün okunmuş, yarın yaşanmıştır.
Hâl bu ki hâl budur.

Yorum Yaz