Hâlâ Elli

Cum, Mar 26, 2010

Yalnız Ölümler

Sabah.
Gün yeni aydınlanıyor.
Gün, bahara aydınlanıyor.
İlk moda olduğu günlerin aksine iyice kıyıda kenarda kalmış bir şarkı çalıyor arabanın radyosunda:

Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç

Çok uyandım da abla, “çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç” kısmını gerçekleştirmek hiç nasip olmadı. Ekmek kavgasına savrulduk. Yorulduk da ağzımız açık kaldı erkenden. Çoluk çocuk güldü halimize abla. Hem kafa hem beden yorgunluğu nasıldır bilir misin? Nasıl kırılır kolun kanadın gün boyu bir o yana bir bu yana koşuşturmaktan? Allah var patron iyi insan. Ama ne çare o da ekmek kazanacak, ekmek kazandıracak. Piyasa çok zalim be abla. Kepenk indiren indirene. Bir sene geçmeden yeni açılmış iş yeri kapanma noktasına geliyor. Vergiler çok. Nakit yok. Bu Alışveriş Merkezleri canımıza ot tıkadı harbiden.  Yaşlısı genci orada. Zengini fakiri aynı vitrinlere bakıyor. Ama aynı şeyleri düşünmedikleri kesin. Nasıl aynı şeyleri düşünsünler ki?

Sabah, abla.
Gün, güneşli bir nisan sabahına açıyor gözlerini.
Bayılırım.
Hepsi o kadar.
Ne ağaçların çiçeğindedir gözüm ne yaprağında.
Yalnız gözüm…
Şu lambada, trafik ışığının kırmızısında. Ne kadar uzun yanıyor kırmızı. Kırmızı dedim de sabahın bu saatinde muhtemelen bir hastayı acile yetiştirmiş ambulans gelip duruveriyor hemen ardıma. Gözüm kırmızıda. Yeşile daha koskoca elli saniye var. Yol boş olsa da geçmem, neme gerek. Allah korusun. Uykulusu uykusuzu, ayığı sarhoşu. Geçmem. Gözüm hem trafik lambasında hem ambulansta. Ambulansın büyük bir koşu gerçekleştirip kazanmış lakin yorgun yürekli bir hali var. Teskin olmuş sanki. Sanki bunu da hallettik, şükür diyor. Sanki daha az önce hastanenin aciline ulaştırıp neticesini alamadıkları hastanın endişesi gözlerinde. Uzağa bakarsa gözler bilesin ki abla yürek yakındadır. Dibimizde.

Dikiz aynasından bir fırtına boşalıyor üzerime.
Şoför uzağa baktıkça yanı başında oturan hemşire daha uzağa bakıyor.
Gözleri kapalı hemşirenin.
Hemşire, koskocaman bir gecenin devasa yorgunluğu ve telaşesi ile sımsıkı kapatmış gözlerini. Gözlerini esir etmiş “yaşantı”. Ne trafik lambasının kırmızısı ne ambulansın ritmik olarak yanıp sönen ışıkları. Belki bir hastanın yüreğine ecza zerk ediyor hemşire rüyasında. Belki karalığı ile çöküp ocakları talan eden ölümün açtığı tahribatla uğraşmaktadır. Yüzünde ansızın belirip kaybolan çizgilere bakılacak olursa bir başka çelişki ile tarümar olmaktadır hemşirenin yüreği.

Hemşire kuştüyü yataklarda uyur gibi uyumaktadır uzaklara bakan şoförün yanında. Boynu düşmüş, gürültü ile çalışan arabanın motorundan yayılan sarsıntılarla sallanmaktadır. Gözlerinin rengini asla bilemeyeceğim hemşirenin. Ama yüreğinden taşan nehirlere dair kuvvetli deliller var elimde.

Abla, sabah.

Trafik lambası altında saniyelerle hesaplaşıyorum. Ambulansla başbaşayız da uzaklara bakan şoför ile değil uykunun derin ninnileri ile salınan hemşirenin şerhindeyim. Gözleri kapalı hemşirenin.  Uykunun bercestesinde nefesleniyor.

Bir biz bekliyoruz şu uzun, şu sonsuz, şu daimi kırmızı ışıkta. Yanımızdan arabalar geçiyor. Şoför uzaklara bakıyor. Gözleri kapalı hemşirenin.

Gözüm yeşile dönecek saniyede. Hâlâ elli…
Abla.

, , ,

One Response to “Hâlâ Elli”

  1. Cabülka Diyor ki:

    Gün ölümü.
    Güne, aydınlığa; karanlığa, kapanışa.
    Gün,doğumlu ve ölümlü gün.
    İnsan desem
    Kabul mu?

    Cevapla


Yorum Yaz