Hazan Müdafaası

Paz, Eki 10, 2010

Üzgünlük Bildirisi

Eşcar-ı bağ hırka-ı tecride girdiler
Bad-ı hazan çemende elaldı çınardan

Sistem ne kadar müşkülât çıkarsa da karşımıza, 21. asrın insanları olarak “Mevsimlerin Farkına Varmak” geleneğini sürdürüyoruz. Sabahın ilk saatlerinde uykulu gözlerle işlerine koşturan insanlar; sürmanşet gazete haberleri, Lotonun milyarlık ikramiyeleri, seçimler, seçim sonrası kemer sıkma endişesi neler varsa beynimizi fuzuli yere işgal eden saçmalıklar, hâlâ bir avuç toprak bulup fışkıran salkım söğütlerin, kavakların, kayısıların yüzlerinden yayılan hüznü okumamızı engelleyemiyor.

Nedense sonbahar (Hazan Farsçası); insan ömrünün sonuna yaklaştığını, vefasız dostları, tenha ve ıslak sokakları hatırlatır insana…

Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarumar olur.
….
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.

(Yahya Kemal)

Ah! Divan Edebiyatı ne hor görmüş ne çok istememiş hazanı. İlkbahar canlılık, dirilik, gençlik ve yaşama sevincini ifade ederken sonbahar, ihtiyarlık, bitkinlik, yaşlılık ve ölüm timsali gibidir. İskender Pala’ya kulak veriyoruz:

“Edebiyatta baharın zıddı olarak ele alınmış olmasına rağmen kesinlikle baharın geniş kullanımına erişememiştir. Divan Edebiyatında yalnızca bahar mevsimi vardır denilebilir. Çünkü sonbahar ölülük, ihtiyarlık, bitkinlik ve yaşlılık timsalidir. O, saçına kır düşmüş insan gibidir. Gül bahçesini haraba verir. Bu mevsimde goncanın içi karla dolar, rüzgar o tatlı esişini kaybeder, ağaçlarda yapraklarını dökerler. Ancak bu mevsimde yine de bir bolluk (meyvelerin ve ekinlerin toplanması) söz konusudur. Yapraklar altın rengine bürünürler. Bu renk aynı zamanda aşığın hasta yüzünün rengidir. Sonbaharda bezm dağılmış, bir sessizlik ve uyku hali gelmiştir…” (Doç. Dr. İskender Pala Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü K. Bakanlığı y:1018 Kaynak Eserler Dizisi:24 Ankara)

Bir haksızlık yapılıyor sonbahara!

“Bütün kuşlar vefasız, mevsim artık sonbahar.”

Dallarında eğreti duran, acımasız rüzgarların oyuncağı sarı yapraklarıyla sonbaharı seviyorum. Ayaklarımın altında kuru yapraklar, vicdan azabı gibi geliyor. Çeketimin yakalarından sızan rüzgar, saçlarımda el veren kara bulutlar, öfkemin portresini çiziyor yüreğime. Ben sonbaharım. Çünkü sonbahar; terk ediliş, yüzüstü bırakılış ve ihanete uğramış hüzün cennetidir. Kim ki nefretle bakar sonbahara, o kişinin vefasından şüphe edilir. Sonbahar, ihtiyarlık değil belki ihtiyattır. Kış, ne ölüm ne intikamdır. Aldanmayın baharın (nevbaharın) cilvesine, nazına. Bakarsın senin koynunda, bakarsın bir başkasının. İlkbahar dilber, sonbahar dildane. Ne oynak ne cıvık ve basit. Olgun, vakur ve malihulyadır sonbahar.

Eylül’de eskiyen, çürüyen tabiat ile roman kahramanları arasında kurulan münasebet gibi, bütün bedbin (pöh karamsar!) şairler, sonbaharı vazgeçilmez mevsim olarak ele alırlar yargısına katılmıyorum. Varsın Baki Efendi:

Nam ü nişane kalmadı fasl-ı bahardan
Düştü çemende berk-i dıraht itibardan

diye dursun, bizim vefa anlayışımız buna müsaade etmiyor. Günler kısalıyor diye endişe niye? İşte geceler uzuyor diye sevinebiliyorum. Ki ben, ilkbaharda dahi pek nadir sevinen bir insanım!

Artık, karanlıklar içine gömülmekteyiz
Bulutlar sarartacak alnımızı biraz daha;
Kara sevdalarını türkülüyor uzaklarda
Çıplak kalan ağaçlar, sürüsüz çoban ve deniz.

(A. Muhip Dranas)

Yahu hiç yazılmadı mı şitayişi sonbaharın?!
Bekle sonbahar senin türkünü ben yakacağım!
İnadına insanlara ve nevbahara..

,

Yorum Yaz