Hazret-i Munla’yı bilenler bilür

Per, Nis 28, 2011

Derkenar

Şiirin damıtılmış söz olduğu fikri takdire şayandır. Ağırlıklarından kurtulan sözün, mânâya tebdili yağmurun toprağa nüfuzu gibi bir vuslattır. Şiir, salt şiirdir buyuran vüzera ve şiirin anayasası yoktur beyanına ses veren kudema da ictima-ı ümmette şiire selam durmak safında olsalar gerektir. Ziya Paşa’nın “Hayır, bizim tabii olan şiir ve inşamız taşra ahalileri ile İstanbul ahalisinin avâmı beyninde hâlâ durmaktadır.” ifadesindeki anlayış da şiirin yerini tayin ve tespit etmektedir.

Sıradışı bir şair olan Şeyh Galip, Galata Mevlevihanesi’ndeki ebedi istirahatgahında “Su uyur düşman uyur haste-i hicrân uyumaz” ve “Zannetme ki şöyle böyle bir söz / Gel sen dahi söyle böyle bir söz” ya da “Efendimsin cihanda itibarım varsa sendendir” ve benzeri mısraları kulağımıza fısıldarken “Şiir, budur” feryadındadır.

Buyurur Üstad: “Her şeyden önce söz Allah’ın armağanıdır; insan bu hediyeye lâyıktır. Şiir bir mu’cize, dil kılıç, kâğıt ise peygamberdir; güzellik ülkesi bu araçlarla fethedilir.”

Buyurur Üstad: “Şiir, kalpten doğan bir gönül çocuğudur. Şiirde ilham ve şairlik yeteneği her şeyden önemlidir”

Ve muhteşem bir Türkçe Gazel ile şiiri ete kemiğe büründürür, sözü damıtır, can katar, asırlara rağman dipdiri yaşar.

Şiir bundan başka nedir?

Döktü omuzdan puşu sâçâğını
Açtı deli gönüller bayrâğını
Ayyenisî gökte ne ülker satar
Değmeyicek kestiği tırnâğını
Gözceğizim boyamak ister benim
Al boyayup kan ile dûdâğını
Saldı gönüller iline âfeti
Kurdu göz ırmağına otâğını
Nice tabur dağıdır ol yosmanın
Saç dağıdup eğmesi kalpâğını
İçüp içüp kendi elinden anın
Dûramayup öpmüşüm âyâğını
Çok sürünüp gözlemişim özleyüp
Âyağının îzini toprâğını
Vermedi bir kimseye Gâlib geçit
Kanda çevirdiyse söz ırmâğını
Hazret-i Munla’yı bilenler bilür
Bilmeyenin kim çeke kulâğını

Yorum Yaz