İbrahim’in Makamı

Cum, Şub 4, 2011

Kâbenâme, Okurken

İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup pek feyizlidir, insanlar için hidâyet rehberidir. Orada apaçık alametler, deliller ve ayrıca İbrahim’in makamı vardır…” (Âl-i İmran Sûresi, 3/96-97)

Kâbe, tevhidin sembolü, Makam-ı İbrahim kulluğun… Kâbe imanın, tevhidin, Makam-ı İbrahim, amelin. Ayağa kalkıp Allah huzurunda Hz. İbrahim gibi el pençe divan durmanın sembolü. Kıyamın en güzel örneklerine sahip Hz. İbrahim’in yanı başında ve onun iniltilerine şahit bu özel mekânda, İbrahim’ce bir duruş ortaya koyabilmenin pratiğinin yapılacağı hususi bir alan İbrahim’in Makamı.

Rükn (Haceru’l-Es’ad) ve Makam-ı İbrahim Cennet yakutlarından iki yakuttur. Eğer Allah, onların aydınlıklarını gidermemiş olsaydı doğu ile batı arasını sürekli aydınlatırlardı.” (Tirmizi, Hac 49)

Kur’ân-ı Kerîm, makamını ziyaret ettiğimiz daha doğrusu makamında ziyaret ettiğimiz Hz. İbrahim’i anmamızı bize emretmektedir. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَبِيّاً “Kitap’ta İbrahim’i de an. O dosdoğru (sıddîk) bir nebiydi.” (Meryem, 19/41) Acaba niçin Kitap’ta Hz. İbrahim’i anmamız bize emredilmektedir? Çünkü onu anma, tanımayı netice verecektir. Yani bizden asıl istenen, O’nu tanımaktır. Çünkü tanımadan O’nu anmak, O’nu hatırlamadan da tanımak mümkün değildir. Peygamberleri sevmek ve Onlara tâbi olmak Allah’ı sevmek ve O’na itaat etmek demektir. Tanımadan sevmek ve tâbi olmak ise mümkün değildir. Hakkıyla sevenler ve itaat edenler de ancak tanıyanlardır. Aslında Hz. İbrahim’i sadece Kitap’ta değil metafta da anma ve tanıma bize hatırlatılmaktadır. Zîrâ metafta hiçbir peygambere değil de sadece O’na ait bir makamın ayrılması, bunun asırlarca muhafaza edilmesi ve Makam-ı İbrahim ile ilgili bir âyetin olması bunu bize açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla bizden bu âyeti de okumamız, anlamamız ve mucebince amel etmemiz istenmektedir. Zîrâ “Şerefu’l-mekân bi’l-mekîn” yani “mekânın şerefi, mekânın sahibinden kaynaklanır” fehvasınca, makamı ziyaret, makamın kendisi için değil makamın sahibi içindir.

“İşte Beytullah’ın yanı başında Makam-ı İbrahim’deyiz. Hz. İbrahim ve ondan sonra nice peygamberlerin ayak bastığı, gözyaşlarını ceyhûn edip secdeye kapandığı çok özel bir mekândayız. Asırlar sonra Hz. İbrahim, bizi kendi elleriyle inşa ettiği Beytullah’da özel makamında Rahman’ın misafirleri olarak ağırlıyor. Yani Halilullah Hz. İbrahim’le beraberiz. Yan yana birlikte tavaf etikten sonra onun arkasında namaza durduk, birlikte selâm verdik. Ellerimizi beraber kaldırdık, dualar yaptık. Artık hep onun izinde ve onun izinden yürüyenlerle beraber yürümeliyiz. Zîrâ onun peşinden yol alanlar hullete varır. Allah dostu hâline gelir. Onun dostlarına tâbi olma onun sevdiklerini sevme, onların dostluklarını her şeye tercih etme bizi gerçek ve ebedi dostluğa taşır. Dolayısıyla sen hep tavafta kal hiç çıkma. Daima Makam-ı İbrahim’de ol, ayrılma. Memleketine dönsen bile Makam-ı İbrahim’den hiç uzaklaşma. Çünkü sen artık bir İbrahimleşme yolundasın.. yaşadığın çağın her çeşit putperestliğine karşı koyan bir İbrahim. Kâbe’yi, yeryüzünde kaybolmuş mânâ temelleri üzerine, içinde yaşadığın toplumda insanlık için Allah adına yeniden inşa edecek bir İbrahim. İbrahimler ve İsmailler bekleme. Artık sen bir İbrahim, sen bir İsmail’sin. Çık Makam-ı İbrahim’e ve insanlığı tevhide ve sadece Rabbe kulluğa davet et. İnsanları hacca çağır. Allah’ın emri etrafında yeni bir tavaf başlat.”

Yorum Yaz