İşte bu yağmur

Çar, Ağu 29, 2012

Hâmiş

İki aşığın kavuşması gibiydi yağmur ve toprağın vuslatı.
Ben şahittim işte. Dal şahitti, meyve şahit… Sıkkın hava yürek kaynattı da kaç gündür, akıbeti hayr ola diyorduk. Hayr oldu, rahmet oldu, şükür oldu.

İki sevdalı, ikindi idi, vuslata durdu.
Nice zamandır ayrılık kavurmuştu yüreklerini de yağmurla bir yudum serinlik, yağmurla bir lahza vuslat derdiler. Vakit ikindi idi. Ben ve namazım şahittik. Yağmur yağdı. Toprak kucakladı. Namaz toprak koktu. Dahasına gerek yoktu.

Hasret dolu iki yürek serinliğe daldılar.
Kaç zamandır yandı yürekler. Eyyam-ı buhur ile kızdı güneş. Meyveye duran dallar, arsız kuşlar, nankör insanlar başlarını göğe çevirip durdular. Bir damla olsun yağmur, bir an olsun serinlik… Ben şahidim yağmur tertemiz ve dipdiri sözleşmesinin ardından dokundu bana. İkindi idi. Aşk oldu.

Vuslatı ben gördüm de ceviz görmedi mi?
Kocaman yaprakları açıldıkça açıldı yağmur döküldükçe. Elmalar utançlarından biraz daha sarardılar. Üzümler bir tebessüm sarnıcında. Çimende el almadık çınardan amma can renkli erikler bizsiz vuslat olmaz diye kana büründüler. Gördüm, yağmur kan renginde öptü dudaklarını, cana can buldu mürdüm, siyah amber kesrette.

Ben yağmuru toprağa yağarken gördüm. Aşkların en güzeli idi gördüklerim. Sırdı. Sükuttu. Vefa idi. Sabırdı. Çatılarda nasıl bir kıyamet koptu, kaldırımlar, caddeler nasıl bir siyaha büründü bilmedim. Ben toprak kokan yağmurlara, yağmur kokan aşklara bakmakla emrolundum. Ben şahidim. Namazım şahid. İşte bu yağmur…

Yorum Yaz