Kâbe, Hep Kâbe

Cts, Ara 25, 2010

Kâbenâme

Hacc sonrasının Kâbe’si…
Biraz daha mahzun, biraz tenha, biraz daha kalbî.
Yine Kâbe. Hep Kâbe.

Feth suresi ile uzun, çok uzun yolları aşıp koşmalı Kâbe’ye. Mekke’ye girerken Rahman ve İnşirah sureleri olmalı dilimizde. Mescid-i Haram’a ulaşmak demek dilin lal olması demektir. İlla gözlere sürgüne duran gözyaşları ile “Lebbeyk” nidaları kavuşmalı. Sen istemesen de kavuşur ya onlar. Kâbe’nin şahidliğinde kor düşen yüreğin teskini Lebbeyk.

İster Kral kapısından dahil ol Mescid’e ister Selam kapısından. Önce kokusu ile feth edecek Kâbe seni. Okkalı bir selam ve latif bir dua ile kapıl cazibeye.
Kaçınılmazdır.
Yine akacaksın.
Yine savrulacaksın karşısında.
Bir çocuk ol ne fark eder koşarak var istersen. İstersen her adımı daha kıymetlendir, her adımda kalb ol, inşirah ol…
Sütunlar arasından taştın. Kâbe’nin göğüyle birsin önce.
İşte Karşında Kâbe.
Kıblen yani.
Yani her zaman döndüğün yönün. O kadar basit değil işte. Orada. Sen bitme noktasındasın.
O.
Kâbe.

Başını başka yere çevirme. İstesen de çeviremezsin ya.
Resuller Resulü’nün, Ömer’in, Ebu Bekr’in nasıl baktığını düşünerek bak ve yaklaş Kâbe’ye.
Onların ayak izlerine basarak yürü. Göz, idrak, ruh Kâbe…
Kâbe sensin işte.

Hacerü’l Esved’i hizana al… Aldın mı kokusunu? Gördün mü Allah Resulü’nün örtüsündeki taşı? Ellerini bildin mi?
Kâbe sana bakıyor, sen O’na bakıyorsun. O herkese bakıyor. Kuşlar altındasın. Gölge düşüyor. Bir mümine dokunuyorsun. Zemzem seni görüyor. Bulutlar selam ile dağlar dua le geçiyor…
Hepsi sana şahid.
Sen şahidsin.
Ayakların yere değmiyor.
Şavt… Tavaf…
Rabbim bunu bizden kabul et.

Yorum Yaz