Kâbe’de Olmak

Pts, Eki 26, 2009

Kâbenâme

Kâbe’de olmak arınmaktır. Üzerimize ilişen dünyevi çizgilerden taşmak ve masiva üzre bir yolculuğa çıkmaktır.

Arınmaktır Kâbe’de olmak, temizlenmek, tertemiz vücudlar ve temizlik tezgahında törpülenmiş ruhlarla teslim olmak, takatin ellerinden sıyrılmaktır. Meleklerin inşa ettiği bir mekana bakıp da vecd ile, şükür ile, hamd ile dolmaktır Kâbe’de olmak. İlk insan ve ilk peygamber ile harcına berrak ve mübarek terin aktığı münezzeh bir makamın karşısında olmak bolca utanmak ve akıldan dahi uzağa taşıp kendinde olmamaktır ki şuurdan dahi temizlik, yakın ve uzak küllerden ve kirlerden temizlik, kıyl u kâl dolu dilden temizlik, temizin kendinden dahi temizlik husûle gelsin. Hz İbrahim ve Hz. İsmail ile “Gerçek şu ki, insanlar için kurulan ilk ev Bekke (Mekke)de O kutlu ve bütün insanlar için hidayet olan Kâbe’dir. Orada apaçık âyetler ve İbrahim’in makamı vardır, kim oraya girerse o güvenliktedir.” hükmüne dağlardan eriyip çûş eden seller gibi edeble karışmak ve kendini koyuvermektir.

Kâbe’de olmak, kalbin peşinen orada bırakılmasıdır. Kabe’yi gören kalp ıslah olmaz bir sevdazededir ve İmam Sudeys ile Fatiha’ya amin dedikten sonra her “amin”de kabeye hicret etmektir.

Kâbe’de olmak insanların yeryüzünde, meleklerin gökyüzünde tavafına şahid olmak demektir. Hacer’ül Esved’in şahidliğini bilip istilam ile ağlamak ve onu tutup yerine koyan mübarek ellerin kokusundan havzın hayaline dalmaktır. “Bismillahi Allah-u Ekber” ile dünyanın durmasıdır tavaf. Kâbe’de olmak ve tavafa koyulmak aydan nur almak, nura gark olmaktır.

Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şeriyke leke lebbeyk, innelhamde venni’mete leke velmülk, lâ şerkiyke lek…

, ,

2 Responses to “Kâbe’de Olmak”

  1. Sonkebuter Diyor ki:

    Lebbeyk Allahümme lebbeyk…

    Cevapla

  2. Nefi Selamoğlu Diyor ki:

    Allah’ın Evinde Olmak
    Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede şöyle buyurur:

    “Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.)”

    (Âl-i İmrân, 3/97)

    Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuştur:

    “Allâh Teâlâ buyuruyor: Ben bir kuluma sıhhat ve âfiyet ihsân edip rızkını da bol verdiğim hâlde, o her dört senede bir Bana gelmezse (yâni hac veya umre ziyâretinde bulunmazsa) o kimse gerçekten mahrum biridir.”

    (Heysemî, III, 206)

    Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- başka bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuştur:

    “Hacla umrenin arasını birleştirin. Zîrâ bunlar günâhı, tıpkı körüğün demirdeki pası temizlemesi gibi temizler.” (Nesâî, Menâsik, 6; İbn-i Mâce, Menâsik, 3)
    İşte böyle bir mânevî arınmaya, yenilenmeye ve îman tâzelemeye vesîle olan ve hadîs-i şerîfte “hac ile arasının birleştirilmesi” tavsiye edilen “umre” ibâdeti de çok mühimdir.

    Senede bir defâ olan ve muayyen günlerde îfâ edilen haccın dışında, yılın herhangi bir vaktinde ve istenildiği kadar yapılması mümkün olan “umre”, yüksek fazîletine binâen “küçük hac” olarak tâbir edilir. Bu ibâdetin fazîletini de iyi idrâk etmek lâzımdır.

    Kaynak: Osman Nuri Topbaş- Hacc-ı Mebrur Umre Eserinden

    Cevapla


Yorum Yaz