Kaf Dağına Yol Almak

Cts, May 23, 2015

Okurken

Hayvanların çoğunu önce ismen biliriz. Her ismin aklımızda çağrıştırdığı bir karşılığı vardır. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bunun muhasebesi ile uğraşmak şehrin insanı için pek de önemsenecek bir hadise değildir. Mesela akrebin gururlu olduğunu, ağustos böceğinin tembelliğini, tilkinin kurnazlığını başka kaynaklardan öğrenmiş ve fakat hiçbir zaman tecrübe etmemişizdir.

En önemli bilgi kaynaklarımız: Masallar, kıssalar ve hikayeler…
Beydeba’nın Kelile ve Dimne’si, Attar’ın Kuş Dili, La Fonten’in fablları bunlardan en başta sayılması gerekenlerdendir. Hayvanlar, insanlar gibi davranır, insanlar gibi düşünür ve yaşarlar. Geyiklerin gözlerinin rengini Mecnun beyan eder. Karga ile tilkiden hangisinin daha zeki olduğunu küçük, güzel hikâyelerden öğreniriz. Ağustos böceğinin zevk u sefanın ceremesini nasıl çektiğini yine aynı türden masallar anlatır bize.

Aslında biliriz ki bu hikâyelerinin hepsi de birer insan hikâyesidir. Buralarda anlatılan vak’alar, doğrudan doğruya insanlara ait şeylerdir. Kahramanların davranışları da insana hastır. Kâh eğretileme, kâh kişileştirme ve intak ile insana ait vasıfların hayvanlarda tezahürünü görürüz.

Tarihimiz, hayvanların şöyle bir görünüp kaybolmasını değil bizzat aramızda yaşamasını hissettiren örneklerle doludur. Ahmet Haşim, güvercinlerin önemli mimari eserlere konduklarını, apartman tipli yeni binalara konmadıklarını yazar. Uçma tutkusu ve dolayısıyla kuşlar deyince akla ilk gelenlerden biridir Hezarfen Çelebi. Aynı tarihlerde bir başka heveslinin bir tür roket ile uçmayı başardığını, ancak geri dönmediğini yazar Reşat Ekrem Koçu. Kıssalardan taşıp gelen Düldül ve destanların samimi kahramanlarından Aşkar bir başka boyutumuzdur. Kıtmir’e bakışımız sırf köpekleri sevmemizden ötürü olmasa gerek. Peygamber Efendimizin Medine’ye teşrif ettiğinde devesinin üstlendiği rol, ilgimizi daha da kuvvetlendirir hayvanlarla. Televizyondan başka gerçek hayatta hiç görmemiş olsak da dergilere isim olarak veririz hayvanları: Gergedan gibi, Albatros gibi…

Esasında edebiyatın ve edebiyatçının işi bir nevi Zaloğlu Rüstem olup Simurg ile beraber Kaf Dağı’na yol almak değil midir?

Yorum Yaz