Karatahta

Paz, Oca 13, 2013

Derkenar

Bir dönem onunla yaşadık.
Ne çok yaşadık, ne halleştik, ne…
Çocukluk günlerinden gençliğe karatahtaya akseden bizlerdik.

Tahtaya adımız veya numaramız yazıldı mı soğuk terlerle sıkışırdık zamanın mengenesine. Ekseriya akıbetimiz “acı bir eğitim” üzerine kurulur, hem kendimize hem sair ahaliye “ibret” levhası olurduk.

O karatahta bizim “bilinmez”e açılan kapımızdı. Ne öğrendikse ondan öğrendik. Ne dinledikse… Camdan savrulan ışık ile tahtadan kopan tebeşir tozuna “şiir” döşer, uçuşan tebeşirlerden ulaşılamayan yerlere kaçıveren silgilere kutsal gözle bakardık.

Biz karatahtaya adımızı yazardık.

Bir de öğretmenlerimiz vardı karatahta önünde. Kimi mağrur, kimi aksi, kimi müşfik, kimi… “Sen” diye seslenip kalem parmakları ile işaret ederek kararan tahtaya “buyur” ettiklerinde “zaman ve mekan” birbirine girer, aklımızdaki dilimize gelmez, darda kalır, daralırdık. Bir hakimin hükmünden daha geçerli ve daha ivedi idi öğretmenlerimizin sillesi. Biz dayak yedikçe güzelleşen çocuklardık ve kitabımızın her sayfasında kalemimizden sıyrılan bir acının öyküsü…

Biz bakar ve solurduk eğitilişimizi.

,

Yorum Yaz