Kelimât – III

Çar, Nis 9, 2014

Kuyu

8. Atlara dökülüyor saçlarımız.
8.1. Bir at ile uyanıyorum uykusuz geceye. Geceye at sesi karışıyor. Boynunda ellerim. Dünya irisi gözlerinde dolunay. At, rüzgar kadar at.
8.2. Göz sahnemde Süleyman kokulu ayetler:
“Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.” (Sad – 31)
8.3. Ve:
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.” (32 – 33)
8.4. Atların nallarından şakıyor kör kandil.
Atsız açılmıyor yollar.
Kör yollar.

9. Yeni-den
9.1. Bir baharın uzak iklimlerden geri gelişi değil midir “yeni”?
Bir çocuğun dünyaya ayak basması.
Bir ölüm.
Yeni, yepyeni, yeniden.
9.2. Öyleyse yeniden bakılmalı güneşe, geceye, toprağa, suya…
Bir akşam sıkıca bastırılmalı sineye.
Yâr, aşk kılınmalı yeniden.
Yontulan kalplerle yeni bir sesleniş aynadan dünyaya: “Yeniden bismillah!”
Yeni bir türkü ezgisinde dirlik ile insanlık damarlarına dönüş.

10. Kırkıncı kez biliyorum ki susmak, kabiliyettir.
10.1. Ve sonra susmak için gidenin ardından bakakalmak değil gidenle gitmek gerekir ki susula!…
10.2. “Ben maruz müşahidim” buyuran Tanpınar kadar arastada kalmış kelimelerden ölümcül susuşlara taşınıyor güneş altındaki tenler.
Ne orta yol kalmış şehrin atardamarlarında,
Ne yalnızlık yazgısı kabirlerden başka.
Susmak, güzün sesine kulak vermektir.

11. Bilmek.
İlim, “Benim bildiğimden başka bilmek vardır” diyebilmekle başlar. diyor Lütfi Bergen.

11.1. Bildiğim bir şey var: Hiç bir şey bilmediğim.

11.2. Çünkü ben çok gülüyorum. Bu bilmediğimin kanıtıdır. Söz incisi şöyle seslenir: “Benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz.”

11.3. Ve elbet “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

11.4. Olmaz ya biri insan biri hayvan…

11.5. Eğri ok nasıl yol alsın!

12. Bilmemek. Ne kadar bilmediğini biliyor musun?
İşte hem bilmek hem bilmemek.
İşte farkındalık.
İşte…

12.1. Bir gün Harun Reşid, Şeyhülislamı İmam-ı Ebû Yusuf hazretlerine bir soru sorar. Büyük imam ’’Bilmiyorum.’’ Deyince halifenin mabeyncisi söze karışır ve “Ya Ebâ Yusuf! Mü’minlerim Emiri sana bu kadar maaş ve tahsisat verdiği halde bilmiyorum demeye utanmıyor musun? diye sorar. Ebû Yusuf şu anlamlı karşılığı verir:
“Mü’minlerim Emiri”nin bana verdikleri ilmime göredir, cehlimi nazar-ı itibara alarak vermiş olsaydı, hazinesi yetişmezdi.”

12.2. Cehlin ol mertebesi sehl olmaz ey kendim…

Yorum Yaz