Kelimat – III

Cts, Kas 3, 2012

Fildişi Kule

8. Atlara dökülüyor saçlarımız.
8.1. Bir at ile uyanıyorum uykusuz geceye. Geceye at sesi karışıyor. Boynunda ellerim. Dünya irisi gözlerinde dolunay. At, rüzgar kadar at.
8.2. Göz sahnemde Süleyman kokulu ayetler:
“Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.” (Sad – 31)
8.3. Ve:
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.” (32 – 33)
8.4. Atların nallarından şakıyor kör kandil.
Atsız açılmıyor yollar.
Kör yollar.

9. Yeni-den
9.1. Bir baharın uzak iklimlerden geri gelişi değil midir “yeni”?
Bir çocuğun dünyaya ayak basması.
Bir ölüm.
Yeni, yepyeni, yeniden.
9.2. Öyleyse yeniden bakılmalı güneşe, geceye, toprağa, suya…
Bir akşam sıkıca bastırılmalı sineye.
Yâr, aşk kılınmalı yeniden.
Yontulan kalplerle yeni bir sesleniş aynadan dünyaya: “Yeniden bismillah!”
Yeni bir türkü ezgisinde dirlik ile insanlık damarlarına dönüş.

10. Kırkıncı kez biliyorum ki susmak, kabiliyettir.
10.1. Ve sonra susmak için gidenin ardından bakakalmak değil gidenle gitmek gerekir ki susula!…
10.2. “Ben maruz müşahidim” buyuran Tanpınar kadar arastada kalmış kelimelerden ölümcül susuşlara taşınıyor güneş altındaki tenler.
Ne orta yol kalmış şehrin atardamarlarında,
Ne yalnızlık yazgısı kabirlerden başka.
Susmak, güzün sesine kulak vermektir.

Yorum Yaz