Kış Padişahının Orduları

Paz, Oca 30, 2011

Hâmiş, Okurken

Bütün Divan Şiiri az çok bu zaviyeden bakar kışa. Kış mazmunları bu düşünceler üzerine bina edilir. Kış “keşke gelmese“, “keşke hep bahar olsa” dilekleri arasında salınır. Karşımızda kışa dair şöyle bir manzara vardır:

“Yeryüzü kar ve buzla kaplıdır. Yeryüzüne yasemin çiçeği savrulur gibi karlar yağar. Her taraf, gümüşten bir döşek serilmiş ya da gümüş ve altın paralarla örtünmüş gibidir. Kış padişahı ve ordusu, ovaya karargâh kurmuşlarcasına etraf, beyaz çadırlarla kaplanır. Kışla birlikte onun askerleri addedebileceğimiz kar, dolu, buz vs. de gelir. Kış o kadar şiddetlidir ki, sular hep donar. Yeryüzü, âdetâ bir aynaya ya da billûr bir saraya dönüşür. Dağlar karla kaplanır; nehirler ise, hapsolur. Çünkü bütün sular donmuştur.

Yeryüzündeki bitkiler, önce bir hasta gibi sararır, sonra da usulca ölür. Doğadaki canlılar, yavaş yavaş bir sona doğru yaklaşırlar. Özellikle Divan şiirinin vazgeçilmez mekânı olan gül bahçesi, bu durumdan kötü etkilenir. Gül bahçesinin olmazsa olmazı gülden, hiçbir iz kalmaz. Goncası bir yana, yaprakları başka bir yana gider. Dikenleri bile rüzgârdan nasibini alır. Bülbül ise, gülün yokluğu ile sesini bile çıkarmadan, acı çekmektedir. Kış mevsiminde, bülbülün içinde bulunduğu bu acıdan faydalanan karga, varlığını hissettirir. Bahçede bülbülün o güzel sesi yerine karga sesleri duyulmaya başlar. Servi, kar nedeniyle üzerine bir hırka giymiş gibidir ve hiçbir yere kımıldayamaz. Kış, servi dışındaki bütün ağaçları kötü etkiler. Çünkü hepsi yaprağını döker ve çıplak kalır. Bu haliyle her biri, soyguna uğramış insan gibidir. Baharın temsilcisi bâd-ı sabâ da eskisi gibi değildir. O hafif, gönle rahatlık veren hoş esintisi geçer ve sabâ giderek şiddetlenir. Hatta bir hallacın pamuk atması gibi karları bir o yana bir bu yana savurup durmaktadır. Sevgilinin kokusunu getiren bu rüzgâr artık, sonbaharın da bittiğini ve kışın geleceğini haber vermektedir. Sultanlık sırası, sarsara gelir ve sabâ yelinin yerini şimdi o alır. Bahçelerde gönlünce gezen, sarsardır. Böylece o yumuşak, ferahlatıcı esinti yok olur, yerine ortalığı yakıp yıkan sarsar rüzgârı gelir. Yapraklar ve bitkiler sararır, gökyüzü kararır, yeryüzü ise âdetâ beyaza boyanır. Kısacası, her şeyini kaybetmiş bir yeryüzü tasviri yapılır. Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Artık, bahardaki letâfet yoktur. Onun yerine zâlimlik, ölüm, cefâ ve yok oluş vardır. Doğa da insanlar da bahardaki rahatlığı, kışta bulamaz. Çünkü bırakın varlıkları, yeryüzü bile baştan başa değişmiş bir  hâldedir. Baharda taze bir gelini andıran ova, kış mevsiminde her tarafı beyazlamış, yaşlı bir kadına dönüşür. Anlaşılanlara göre, her şey değişime uğramış, yok olup gitmiştir. ” (Döndü Akarca; Şitâiyye Nesiplerinde Dil, Anlatım ve Muhteva Özellikleri, Çukurova Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Adana 2003)

İctimai hayatımıza bu denli kulak kabartan Divan Şiirimizde elbette dışarıdaki  kış “güzellikleri”ne dair beyitler olduğu gibi karın, insanları evlerinde mahsur bıraktığı demlere dair, ev hayatına, kapalı mekanlara ait beyitler de ziyadesiyle vardır.

El ayak tutmaz oldı sermâdan
Kahve-nûş oldı cümle ehl-i safâ (Gelibolulu Mustafa Ālî)

….

Biñ rûz-ı bahâr ile harîdârı olurdum
Bir kış gicesi sohbeti virilse mezâda (Seyyit Vehbî)

Başında kar saçağı sarık arkada sâde
Nice gezer bu soğuklarda bilmezem ar’ar (Nedim)

Gördi ki olmaz ebr-i şitâ dehre berf-bâr
Şehre beyâz akçeyi yaġdurdı şehriyâr (Seyyit Vehbî)

Tabiatın ve dolayısıyla mevsimlerin şiirimizde bu kadar yer almasın, insanımızın yaşam tarzındandır. Sosyal hayata ne denli yürek ve ilgi katarsa katsın Divan Şiiri “bahar”dır, kışa kem bakar, hazana dudak büker, yazla idare eder. Varsa yoksa “Cünûn Eyyâmı”dır bahar.

Nev-bâhâr oldı yine geldi cünûn eyyâmı
Takdı zencîrlerin bâd-ı bahâr enhârun (Bâkî)

“İlkbahar oldu, yine delilik günleri geldi. Bahar rüzgârı, nehirlerin zincirlerini taktı.”

Görse yüzün Behiştî geçer kendüden hemân
‘Âşık cünûna düşmese olmaz bahârda (Behiştî)

“Behiştî, senin yüzünü görse kendinden geçer. Bahar geldiğinde âşık kendinden geçip deli divane olmazsa olmaz.”

Delilik gelince akıl gidermiş.
Zemheride bahar rüyasına gücük yetişirmiş.

,

Yorum Yaz