Mektup

Çar, Ağu 22, 2012

Kuyu

Aziz Dostum,

Hatırlar mısın bir zamanlar Sayha isminde bir dergi vardı. Ve bu dergi etrafında tek bir elin parmak sayısını geçmeyen insanlar toplanmıştı. Kalabalıklar zorba, günler zorba, yazılamayanlar zorba idi. Ama bu birkaç insan oldukça anlamlıydı. Belki herkesten fazla namusluydu. Sıra dışı olabilmek için kan emdiriyorlardı.

Hatırlar mısın? Bir zamanlar Sayha namıyla bir dergi çıkardı. Çok uzak bir ülkenin yayını diye bilinirdi. O’nu yayınlayan insanlar, hep boylu boslu ve yaşına olgun insanlar olarak hayallenirdi. O ülkenin giriş kapısı olduğu ülkeye sevdalanmayanlar giremezmiş. Anlatılan hikayeye göre, ay ve güneş geçebilmiş o kapıdan. Bu hikayenin bir başka varyantında Mevlana ve Şems ismiyle meşhur insanların geçtiği söylenmekte imiş. Diğer insanlar hep camın ötesinden seyrederlermiş bu ülkeyi. Balın tadı kavanozun dışından ne ola ki?

Sayha Ülkesi’nin sularında, bulutlarında, efkarlanışında, var ve yok oluşunda ölümcül bir tiryakilik varmış. Okumak, yazı yazmak, efkarlanmak, aşklanmak, ukelalık yapmak ve elbet layıklarına isyan en mukaddes değerlerdenmiş. Ne yazık ki bu ülkeye de bir gün ayrılık uğrak vermiş. Elin parmakları kopmuş birbirinden. Nuh’un gemisi gibi savrulmuşlar ücra köşelere. Aradan geçen bunca zamana karşın Sayhalılardan ne bir ses ne haber getiren olmuş. Zaten kimsenin de pek umurunda değilmiş o insanlar.

O insanları hatırlıyor musun dostum?
O insanlar her gün, her gece benimle beraber ama bu sırrı kimseye ifşa etmiyorum. Bu mektup da sana yazılmış olmasına rağmen, eline ulaşmayacaktır. Belki hiç haberin dahi olmayacak. Bu sırrın gereğidir.

Özlemlerimle….

Yorum Yaz