Meramımdır

Pts, Mar 19, 2012

Hikâyat

Bunu iki yetişkin gibi oturup konuşmalıyız.
Konuşarak aşılamayacak dünya üzerinde hangi mesele var ki bizim meselemizden büyük olsun?
Doğru mu?
El hak doğru.
Anlayış imbiğinden damıtılıp yüreğe kadar hangi söz akmaz ki yâren?
Öyleyse.
Kulak kesil.

Bak güzel kardeşim. Cenab-ı Allah’ın ibret levhalarından birisi asılı boynunda.
Tamam, rızık peşinde koşuyorsun.
Tamam, bazen rızkı bir kenara koyup oyun peşinde koşuyorsun.
Tamam, sınırlarımız iç içe. Aynı mekanda nefeslerimiz, aynı mekanda terimiz…
Bak, biz tarafından sana bir mania yoktur. Gönlüne göre.
Gez, dolaş.
Ye, iç, yat, uyu.
Kılına bir halel gelmez.
Sana “adam” sözü.

Bak çok güzel kardeşim.
Ben senle bu konuşmayı her sene bu zamanlarda yapıyorum. Değil mi?
Konuşma dedimse sen de biliyorsun ki nutuktan başka bir şey değil bu. Şu kadar zamandır beraberiz, bir kez olsun laf ettiğin, iki kelam tıklatıverdiğin vaki değil.
Olsun.
Hâl dilince anlarım ben.
Sen beni nasıl anlıyorsan öyle…

İmdi demem oldur ki lütfedip gezindiğin yerlerde ne patetes ne soğan; ne sarımsak ne hıyar… Burnunun dikine gittikçe gidiyor, eştikçe eşiyorsun. İki de bir tepiyorsun toprağı. Bir bak güzel kardeşim, neredesin, ne halt etmektesin? Yerlerde sürünerek düzelttim bu toprağı. Şahitsin. Yuvak yuvarladım, suladım, tohum serptim, gübre saçtım, tekrar yuvakladım, tekrar suladım, tekrar, tekrar… Bu hale nasıl zor geldi, gördün, bildin.

Şu yaptığın yakışıyor mu sana?

Canın istedikçe tep toprağı. Ne intizam kalsın ne nizam.
Ayıp yav.

Köstebeksen köstebekliğini bil.
Bak rica ediyorum.
Lütfen.
Sana tebdil-i mekan bizden kolaydır birader.

Yorum Yaz