Miş gibi

Çar, Eki 3, 2012

Dün'ler

Karşısına geçip cevize dedim ki: “Haydi, yorma beni, anla halimden…”
Uzun bir süre bakıştık. Bir kaç serçe geçti aramızdan, soğuk hava sonra. Sonra susuşlar.

Dervişte tevazu gerek derler ya, madem o bizim dediğimizi yapmıyor biz kendi bildiğimizi yapalım dedik. Geçen sene gibi dalını budağını kırmadan, gözleri kör etmeden sakin sakin dallara vurarak bir güzel çırptık cevizi. Birazı bize, birazı kargalara ekseriyesi böceklere…

Ne oldu?
Boyun mu büyüdü?

Yine geldin hizaya. Merhametimiz olmayaydı görürdün lakin… Kucak kucak dalını, yaprağını ayırırdık gövdenden ama neyse “insanlık” bizde kalsın.

Bu arada.
Bir karga, ağzında ceviz. Telefon direğinin güven veren yükseltisinde. Ağzındaki cevizi “tak, tak…” vurarak kırıyor.
Tevarüs bilgi mi ola dedim.

O da cevap vermedi.

Sağlık olsun.

“Gitmekle gitmiş olamazsın; Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.” Dememiş mi C. Süreya.
Demiş.
Ben demiş olayım da onlar dememiş olsun.
Demiş-dememiş.
Miş.

Yorum Yaz