Mü’minin Kıstası

Paz, Ağu 29, 2010

Hû’ya Gider

Aslında başlığa iki kelime uygun düşüyordu:
1. Kıyas
2. Mikyas

Mikyası genellikle ölçü aleti, ölçme aleti manalarına ilaveten nispet, derece, ölçü gibi ifadelerle anlıyoruz. Kıyas ise “Bir şey veya konuda başka bir şeye bakarak hüküm verme, karşılaştırma, mukayese etme; hakkında hüküm bulunmayan meseleyi benzer bir meseleyle kıyaslamak” mânâlarını içeriyor. Ortada Cenab-ı Allah’ın nass ettiği özellikler var; bunlar mü’minlerin özellikleri. Bizlere sunulmuş şanlı levhalar. Bu özelliklere bakarak kendi durumumuzu kıyaslayabiliriz, bizde olması gereken hangi özelliklere sahibiz ve nelerden mahrumuz bilebiliriz düşüncesi ile “kıyas”ı kullandım.
Hz. Ömer (r.a)’in bu sûreden (Mü’minun Suresi) bahsederken şöyle söylediği nakledilmektedir: Hz. Peygamber’e vahiy geldiği zaman, yüzünün etrafında arı uğultusuna benzer sesler işitilirdi. Bir gün kendisine o vahiy hali geldi. Bir süre bekledik. Kıbleye dönüp ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti: “Allah’ım, bize olan hayrını bollaştır, azaltma. Bize ikram et, zelil kılma. Bize ihsan et, mahrum eyleme. Bizi memnun et ve bizden razı ol“. Daha sonra Hz. Peygamber; “Bana on âyet indirildi. Kim, onların gereğini yaparsa, Cennete girer” buyurdu ve ardından Mü’minun sûresinin ilk on âyetini okudu” (İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, İstanbul 1985, V, 454).

Sûre, isminden de anlaşılacağı gibi, mü’minlerin özelliklerinden bahsetmektedir. Hz. Peygamber’in getirdiği ilahi mesaja imanı ve onu bir hayat biçimi olarak kabul etmeyi kalplere yerleştirmeyi hedef almaktadır. Yani imanla ilgili hususları, nitelikleri ve delilleri anlatan bir sûredir. Sûrenin üslûbundan, Mekke’de müslümanlara yapılan zulmün sürekli arttığı ancak henüz vahşet derecesine ulaşmadığı bir zamanda nâzil olduğu anlaşılmaktadır.

İlk on ayet şu şekildedir:

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekâtı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip oldugu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi asan kimselerdir.
8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. Işte, asıl bunlar vâris olacaklardir;

Bu meal Diyanet meali. Şimdi okuyacaklarınız da Mustafa İslamoğlu’nun Gerekçeki Meal – Tefsir’inden alınmıştır:

Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla

1. Doğrusu, gereği gibi inananlar gerçek kurtuluşa erecekler: 2. Onlar ki, namazlarında derin bir ürperti ve tevazu içinde olurlar; 3 onlar ki, yararsız her şeyden yüz çevirirler; 4 onlar ki arınmak için gerekeni yaparlar; 5 onlar ki iffetlerini korurlar; -6 fakat kendi eşleri, yani meşru olarak sahip oldukları müstesna; zaten onlar (meşru eşleriyle paylaştıkları cinsellikten dolayı) kınanamazlar. 7 Ama bu sınırın ötesine geçen kimseler, haddi aşmış olanlardır- 8 yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler; 9 ve onlar ki namazları üzerine titizlenirler.

Sûre, mü’minlerin hallerini, özelliklerini, hasletlerini ortaya koyan, onların dünya ve âhirette görecekleri mükâfatları açıklayan, mü’minlere hasredilmiş bir sûredir.

Kendimize bir kez daha ve daima Kur’an penceresinden bakmanın zamanı diye düşünüyorum. Ayetlere bakarak nerede ve nasıl duruyoruz? kaygısını yüklenmek mecburiyetindeyiz.

, ,

Yorum Yaz