Müstesna

Cts, Haz 19, 2010

Kâbenâme

Çocuktum.
Dedeme giderdim fırsat buldukça. Fırsat bulmadıkça da giderdim dedeme. Dedeme giderdim çünkü fırsat denilen sebep durmadan dedem üzerine kurgulardı hayatımı.
Bir gün.
Güvercinleri göstererek ve bugün için çocuk masumiyeti diye adlandırılan sahtekarlık şivesi ile:
“Niçin dönüp duruyorlar?” diye soruverdim.
Güvercinler yuvalarının üzerinde dar, geniş, yatay, dikey daireler çizerek uçuyorlar; döndükçe dönüyorlardı.
“Tavaftalar” dedi dedem.
“Tavaf ne ki” dedim.
“İşte bu” dedi kuşları göstererek.

Gençtim.
Okuldan kaçardım sıkça. Sınır 19,5 gün idi ve derhal ikmal edilirdi tarafımdan.
İlgili müdür muavininin “haydar”ından emanet acılarla uzun bir süre mola verilirdi kaçmalara. Hoş istesen de kaçamazdın ya.
Kaçmadığım günlerin birinde. Alakasız bir ders. Konu Uzay. Filan.
“Tavaf” dedi hoca. Samanyolu dedi. Ekledi:

“Beytullah ortada sabit bir şekilde… Müminler de tavaf sırasında sanki tek bir parça gibi Beytullah’ın etrafında dönüyorlar. Bu görüntü evrendeki SAMANYOLU’nun aynısı! Samanyolu’nda ortada sabit duran bir şey var, parlayan bir Nur Parçası gibi!!! ve etrafındaki şeylerin dönüşü de tavaf olayının aynısı!!!”

Gittim, bizzat tecrübe ettim. Hakikat öyle.
Tavaf, oradan başka yerde yapılamayan, başka bir ibadette o lezzeti olmayan, yürünerek, uçularak hatta yüzülerek yapılan dehşet bir ibadet. Zamandan müstağni. Hacerül Esved’i karşına alıp “bismillahi Allahu Ekber” ile karıştığın “akım” seni ayrıştırıyor; dezenfekte ediyor, ıslah ediyor, adam ediyor…

Tavaf.
Ben Hacerü!l Esved’in bana şahidlik yapacağını biliyorum.
Siz?

, , ,

Yorum Yaz